"Yapı Üstüne Birkaç Söz", Adalya, I, Antalya, 1996, s. iii-iv.
AnasayfaMedyaYayımlar ve Bildiriler

"Yapı Üstüne Birkaç Söz", Adalya, I, Antalya, 1996, s. iii-iv.

KAYDIRIN

< Geri dönün

YAPI ÜSTÜNE BİRKAÇ SÖZ

Küçük bir çocukken, geleneksel Türk Evi’nde yaşamanın tadını almışım, 1950’lerde bunun farkına varmadığımı, fakat gün geçtikçe bu hazzı zaman zaman çok derinden yaşadığımı hissediyorum. Türk Evi [özellikle orta sofalı] kanımca insan yaşantısına en üst noktada değer veren bir anlayışın mimari olarak şekillenmiş ürünüdür.

Orta Sofada hep beraber yaşanan hayat, herkesin özel bölümü, odaların içinde, her zaman merakımı uyandıran, sanki Alaaddin’in sihirli lambasını andıran, içinde hemen herşeyin olduğu, hatta çinko ile kaplı bir bölümünde yıkandığımız yüklükler.

Francis Bacon alışkanlıkların eğitimimizde köklü rol oynadığını söyler, küçük yaşlarda edinilen alışkanlıklar köklü oluyor ve tüm hayatımız boyunca vazgeçilmez bir şekilde bizi yönlendiriyor. Yaşamım boyunca, doğduğum ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Kuzguncuk’taki o evin büyülü atmosferini, herkesin kendine yeterliliğini bir daha hiçbir yerde bulamadım. Bu yapılar çok konforlu değildi, özellikle kışın o koskoca tuvalete gitmek veya yıkanmak hiç te hoş gelmezdi insana. Ama yine de daha insancıldı bu yapılar, daha az komplike, daha az konforlu, ancak daha organize idi. Yaşamaktan yorulunmaz, insan kendine daha çok zaman ayırırdı. Tahta fırçası ile fırçalanan ahşap döşemelerin kokusu, sakız gibi parlayan malta taşı avlu, daha temiz, daha iç açıcı idi. O evi ve onun insan yaşamına verdiği değeri artık çok daha iyi anlıyorum. Çağdaş yaşam, vazgeçilmezliğine karşın bizi daha az mutlu ediyor. Artık yapılarımız daha karmaşık ve dışa dönük, sanki bizi mutlu etmesi için değil, başkalarının bizi değerlendirmesi için yapılıyormuş gibi.

İnsanın kendi yaptığı yapılardan söz etmesi, benim için her zaman zor olmuştur. Hangi düşüncelerle onu planladık, neyi, neleri elde etmek için çizdik? Hangi ekonomik, kişisel ve çevresel faktörler onun oluşumunu ve bizi etkiledi? Ne yapmak için yola çıktık, ne elde ettik? Gerek proje, gerekse yapı aşamasında yüzdeyüz mükemmeliyete erişmeyi düşlemedim bile, yüzde doksana varan bir doğruluk, bence mimaride mükemmelliğe ulaşmadır. Çünkü, gerek bu yapıları yapan bizlerin, gerekse onu kullanan insanların düşünceleri ve kabulleri sınırsız, mükemmeliyet anlayışlarımızda farklı, birimiz için mükemmel olan bir diğerimiz için olmayabilir. Tam mükemmeliyeti elde edeceğim diyerek, geçen zamanı ve harcanan emeği görmezden gelmek ne kadar mümkün?

Karmaşık düşünceler, peki yaptığımız ve üzerine birşeyler söylememizin istendiği Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü? Eğer, biz yapmak yerine, onu yazmayı tercih etseydik, söylenecek çok söz olabilirdi. Ancak, bir yapıyı yaptığımıza göre, onu projelendirip, inşa ettiğimize göre söyleyeceğimiz herşeyi söylemiş olduk. O halde artık ne söyleyebiliriz, belki niçin böyle yaptığımızı, nasıl bu sonuca vardığımızı açıklayabiliriz.

Varolduğundan bu yana insanın temel amacı her zaman daha iyiye, daha güzele ulaşmak olmuştur. İleri, daima ileri; bence insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği onun devrimci ve ilerici bir güce sahip olmasıdır. Tüm kültürleri incelediğimizde, duran, hatta ve hatta gelişen ve ileri doğru çağın gidişine paralel olarak yürüyen toplumlara nazaran daha geç hareket eden kültürlerin yok olduğunu görüyoruz. İnsan davranışı ve anlayışı bu nitelikle gelişmişken, onun temel yaşam şartı olan mimarinin durağan kalması mümkün müdür?

Günümüzden yaklaşık dörtyüzyıl önce Francis Bacon "…Yapılar, içinde yaşanmak için yapılır, seyredilmek için değil; bu bakımdan kullanışlılığa güzellikten daha çok önem verilmeli; ikisi birleştirilirse o başka. Yanlız güzellik uğruna kurulan büyülü sarayları, bunları sudan ucuz kuran ozan takımına bırakın…" diyor [Bacon 1986: 222].

Ben bu sözlere inanıyorum ve bu inançla yaptığım onarımların ve yenilemelerin korunması gerekli kültür varlıklarına yeniden hayat verdiğini görüyorum. Olumsuzlukları sergilemek, onu bunu karalamak yerine insanların içinde mutlulukla yaşadığı yapılar yapmak, bitmez tükenmez entellektüel tartışmalar yerine insan yaşantısını renklendirmek beni daha mutlu ediyor. İnsanın o hoş canlılığını, dinamik yapısını görmezden gelmek benim için mümkün değil. Varoluşundan beri daha iyiye daha güzele ulaşma istek ve arzusunu önleme çabalarını anlamam çok güç, hatta öte, imkansız.

Bazı onarım kurallarına karşı olduğum söylenebilir, ancak insan doğasına, onun arzu ve isteklerine, yaşam sevincine karşı olduğuna inandığım bu kuralların geçerliliği nedir, neye ve kime karşı konulmuşlardır hep merak ederim. Gerek korunması gerekli kültür varlıkları, gerekse yeni yapılar, bunlar yalnızca seyirlik midirler? Doğrusu, onların insan ile birlikte varolduğu gerçeğinin unutulmamasıdır. Biz mimari ile birlikte yaşarız, bu yapılar bizim yaşamımıza ve geleceğimize sonsuz katkıda bulunur, yapılar yalnızca birer hacim değil, geleceğimizi şekillendiren, vazgeçilmez birer mekandırlar.

Varlığımız, yapıların değil insan yaşamının varolmasına bağlıdır.

KAYNAKÇA

Bacon 1986
Francis Bacon [Çev. Akşit Göktürk], Denemeler, İstanbul 1986

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN