"Eyüp’te Bir Ev Restorasyonu", V. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğler [11-13 Mayıs 2002], İstanbul, 2002, s. 140-143.
AnasayfaMedyaYayımlar ve Bildiriler

"Eyüp’te Bir Ev Restorasyonu", V. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğler [11-13 Mayıs 2002], İstanbul, 2002, s. 140-143.

KAYDIRIN

< Geri dönün

EYÜP’TE BİR EV RESTORASYONU

İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmed’in Ebu Eyyub el-Ensari’nin mezarı olarak tespit edilen yere yaptırdığı türbe, cami ve yapılar topluluğu -ki bu yapılar topluluğu İstanbul’da yapılan ilk külliyedir- sonrası Eyüp iskânı kısa sürede bir müslüman mahallesi olarak hızla gelişir. Eyüp’ün bu dönemde başlayan dinsel merkez işlevi günümüzde de devam etmektedir. XV. yüzyıldan itibaren gelişen Eyüp iskânı en parlak dönemini Lale Devri’nde yaşar; bu dönemde özellikle sahil kesiminde yapılan yapılar önemli sivil mimarlık örnekleri olarak XX. yüzyılda Mimar Sinan’ın Eyüp’de iki saray yaptığını da [Ahmet Paşa Sarayı RTE: 31 ve Ali Paşa Sarayı RTE. 32] bilmekteyiz.

XVIII. yüzyılda suriçinde önemli tahribatlar yapan yangınlar sonrası, bir kısım nüfusun Eyüp’e kaydığını ve bölgenin nüfus ve yapı olarak yoğunlaştığını da görmekteyiz. 1835’te yakın çevrede Feshane adı ile anılan ilk fabrika kurulur. Daha sonraları özellikle 1939’da uygulamaya konulan Prost Planı ile Haliç kıyıları sanayiye açılır, böylelikle geleneksel Eyüp yerleşmesi büyük ölçüde değişmeye başlar. 1950 sonrası yurt dışından özellikle Balkan ülkelerinden gelen göçmenlerin iskân edildiği Taşlıtarla ve giderek Gaziosmanpaşa yerleşmeleri Eyüp iskânını yamaçlara ve vadi içlerine doğru büyük hızla denetimsiz olarak genişletir.

Günümüzde, Pier Loti kahvesinin bulunduğu küçük bir bölge ile, vadi tabanında iskele çevresinde ayakta kalan XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başına tarihlendirilebilecek birkaç yapı dışında geçmiş Eyüp’ü yansıtan sivil mimarlık örneği bulmak zordur.

Her İstanbul’lu çocuk gibi benim de Eyüp ile ilgili çok erken anılarım vardır. Sünnet düğünüm öncesi büyüklerin refakatinde Eyüpsultan Hazretlerini ziyaret merasimi, bizim çocuk adam olsun diye dua etme, daha sonra yaşadığımız Kuzguncuk’a dönüş. O narin, suda kayar gibi giden, sessiz ve sakin şehir hatları vapurları ile zevkli ve heyecanlı bir Boğaz ve Haliç yolculuğu. Eyüp aynı zamanda benim için çocukluktan erkekliğe geçişi de anımsatır. Nasıl oldu ise bir keresinde annemin peşinden ben de Eyüp’te kadınlar hamamına girdim. Birden bir telaş ve yüksek sesli serzenişler başladı. Erkek girdi, erkek girdi seslerini duydum ve geriye dönüp erkek ararken, herkesin beni seyrettiğini gördüm. Demek ki artık erkek bendim; çok utandım hemen gerisi geriye dışarı çıktım, o arada annemin erkek nerede diye sorduğunu ve cevaben benim gösterildiğimi de hayal meyal hatırlıyorum. Kuzguncuk’ta çocuk sayılmama karşın Eyüp’te erkek sayılıyordum. Önemli bir mesafe almışım gibi geldi bana. Eyüp’ü unutmam hiç mümkün mü? İlk defa orada beni erkek yerine koymuşlardı.

Eyüp’e böylesi bir sevgi ile bağlı olduğum için zaman zaman onu yeniden izlemek ve ziyaret etmek için uğrardım. İşte bu tür bir uğrayış sırasında, fotoğraflarını daha önceden gördüğüm ve çok sevdiğim bir evin satıldığını fakettim. İskeleye hemen hemen yüz metre uzaklıkta Feshane Caddesi ile Değirmen Sokağı’nın kesiştiği köşede yer alan bu yapıyı kısa süre içinde sevgili dostum Gündağ Kayaoğlu ile birlikte 22 Eylül 1992 tarihinde satın aldık.

Amacımız yapıyı kısa sürede restore etmek ve bir kitaplık-enstitü olarak kullanmaktı. Orhan Şaik Gökyay Hoca bizden arşiv ve kitaplığını değerlendirmemizi istemişti, onun anısına bir araştırma enstitüsü kurmak bizim için o yıllarda yapılması gereken bir görevdi. Hem doğduğumuz, büyüdüğümüz ve yaşadığımız şehre bir katkı sağlamak hem de sevdiğimiz, çalışmaktan vakit bulup yapamadığımız arzu ve isteklerimizi gerçekleştirmek istiyorduk. Yapının mülkiyeti veraset yolu ile dağıtıldığından kimse sahip çıkmamış ve harap olmasına seyirci kalınmıştı.

Her iki sokağın kesiştiği noktada yer alan yapı, zemin katta düz çizgilerle oluşmasına karşın, üst katında çeşitli boyutlu çıkmaları ile çok estetik bir görüntü içeriyordu. Geleneksel Türk Mimarisi’nin bu geç dönem konutu bitişik nizam bir düzen içinde yapılmasına rağmen, geçmiş yüzyılların mimari anlayışını çıkmaları ile yansıtıyordu. Eski fotoğraflarından da anlaşılacağı gibi yol kotunda meydana gelen yükselme proporsiyon olarak yapıyı etkilemişse de, bu ölçekteki bitişik nizam bir yapı için muhteşem bir görüntü ve plastik etki sergiliyordu.

Özellikle belediyelerin yol kaplaması için asfaltı kullanmaya başlaması ile birlikte şehirlerimiz devamlı yükselmeye, yapılarımız ile sürekli gömülmeye başladı. Üstüne üstlük hemen her seçim döneminde yükseltilen yol ve kaldırımlar bu olumsuz faaliyeti teşvik etmektedir. Bu arada olumsuz gidişe ve alışkanlığa kendi görev sınırları içinde akılcı çözümler ile son veren ve kaldırım yükseltilmesi olayının vahim sonuçlarının farkına varan dostum Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç’e teşekkür etmek isterim. İnşallah bu çabası başka yöneticilere de ders olur. Şehircilikte bir deyim vardır. "Bir ülkenin kaldırımlarının yüksekliği ile kültürel düzeyi ters orantılıdır" denir.

Ayrıca bu kaldırım yükseltilmesi olayını demokrasi anlayışı ile bağdaştırmakta da zorluk çekiyorum. Demokrasiye inanan toplumlar, seçimle, iyi niyet kuralları ile yönetilir. Kaba güç kullanımı tasvip edilmez ve edilemez, hâlbuki araçlar park ediyor diye kaldırımları yükseltmek bir kaba güç gösterisi olup, bu gösteriye daha güçlü araçlar alan bazı kişiler de güç gösterisi işe karşı koymaktadırlar. Kaba güce, kaba güç, kısasa kısas. Güç gösterisi yerine tüm yaşayanlarını gözeten onların boyut ve estetik kaygılarına cevap veren çözümler üretmek varken, bir grup kural dinlemez için tedbir almak ne derece demokrasi saygısı ile telif edilebilir?

Veraset dağılımı problemi nedeni ile yapıyı almak oldukça güç ve uzun sürdü. Hemen sonrası rölöve ve restorasyon projelerini hazırlayarak 22 Nisan 1993 tarihinde İstanbul I numaralı Koruma Kurulu’na başvurduk. Artık bürokrasi başlamıştı, iyi niyet kuralları ve kısıtlı bir bütçe ile başladığımız iş bürokrasi duvarına dayanmıştı ve duvarı bir zorladık, 16 Haziran 1993 tarihinde karar geldi, rölövesini onayladık fakat uygulama projesi belediye kanalı ile gelsin. Korunması gerekli kültür varlıkları üzerindeki her türlü inşai ve fiziki müdahale yetkisi Koruma Kurulları’nda iken belediye ne diyecekti. Kat ilavesi, kontur büyütmesi gibi İmar Planı değişikliği istemiyorduk. Bu iş ne işti, belediyeye müracaat ile öğrendik. Bu sokak ve çevresi turistik alan olarak planlanmış olup, bu yapıyı ancak pansiyon olarak kullanabilirdik. Gel de sinirlenme bu yaştan, bunca çaba ve bilgi birikiminden sonra mimarlığı bırak pansiyonculuğa başla. Akıllı bir adamın işi değil dedik ve istediğimizde ısrar ettik. Bizim amacımız farklı, isteyen ne isterse yapsın ancak biz bu yapıyı size sunduğumuz amaç için aldık dedik. Gittik, geldik biraz da sıkıştırdık, Semavi Hocayı, Turgut Övünç’ü ikna ettik ve projemiz 3 Kasım 1993 tarihinde onaylandı. Onaylandı da ne oldu, işte onu bize sorun … O dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi çok demokratik bir yönetim anlayışına sahipti. Uzun uğraşlar, toplantılar sonrası sevgili dostum Prof. Dr. Mete Tapan’ın yardımları Büyükşehir ve dolayısı ile Eyüp Belediyesi’ni ikna etmemize yeterli olmadı. 1994 seçimleri sonrası Sevgili Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Genç bize destek oldular. Ancak muhterem hocamız Orhan Şaik Gökyay vefat etmişti, üstüne üstlük 1994 krizi hepimizi olumsuz etkilemişti ve en önemlisi heyecanımız ve girişimci ruhumuz yok olmuştu.
Uzun bir süre yapı göçtü, bizde baktık. Satın almak için çeşitli talipleri çıktı, ancak hiçbirinin bu nitelikli yapıyı arzu ettiğimiz şekilde restore edeceği kanaatine varmadık. Biz bu yapıya gönül bağı ile bağlanmıştık ve rezil olmasına üstelik bunun içinde bizim de tuzumuzun olmasına razı olamıyorduk. 1998 yılında Şerafettin Yılmaz yapımıza İş Dünyası Vakfı’nın talip olduğunu, istediğimiz ve arzu ettiğimiz şekilde restore edeceklerini, yardım etmemizi rica etti. Yedi yıl sonra aldığımız fiyattan aşağı bir fiyata, üstelik yaptığımız ve uzun uğraşlarla onaylattığımız rölöve ve restorasyon projeleri ile birlikte sattık.

Aynı tarihlerde Antalya’da Suna ve İnan Kıraç için Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü yapılarını projelendirdim ve inşa ettim. Bizim de elimize bu tür bir imkan geçmişti, kısıtlı bir bütçe ile de olsa bu tür bir yapıyı düşüncelerimiz ve bilgimiz doğrultusunda inşa edip, öncü ve örnek bir restorasyonu başarmak dileğinde idik. Kötü örnekleri gösterip bu iş olmuyor diyenleri utandırmayı istiyorduk, düşüncelerimizi ve arzularımızı gerçekleştiremedik, üzüntülüyüz.

Bugün burukta olsa sevinç duyuyoruz, İş Dünyası Vakfı bu yapıyı kurtarıp, toplumumuz kullanımına sunmak için tüm güçlüklere rağmen iyi niyet ile çaba gösteriyor. Kısıtlı kaynakları ile doğruyu yapmaya uğraşıyor, örnek olmanın, öncü olmanın gururunu yaşayacaklarına inanıyor ve kendilerini sevgi ve saygı ile kutluyorum.

Dilerim bir an önce Eyüp’ün bu güzel sivil mimarlık örneği hak ettiği yeni yaşama ve sonsuz kullanıma kavuşur. Çevresine kültür ve yaşam sevinci verir.

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN