Ayvansaray Köprüsü...
AnasayfaMedyaYayımlar ve Bildiriler

Ayvansaray Köprüsü...

KAYDIRIN

< Geri dönün

AYVANSARAY KÖPRÜSÜ

TAÇ, 14, İstanbul, 2021, s. 42-55.

Haliç üzerinde eski dönemlerde yapılan köprüler hakkında çeşitli makalelerin satır aralarında az da olsa bazı bilgiler bulunmasına karşılık, bu bilgilerin çoğu rivayetlere dayanmakta olup net bir bilgiye ulaşmak mümkün olmamaktadır. Haliç üzerindeki ilk köprüden Dionysios Byzantios bahseder, “Burundan sonra Auleon adı verilen uzun bir koy gelir. Onun da ardından, Makedon Philippos’un eseri olan ve her iki yakayı birbirine bağlayan köprü gelir. Philippos, sayısız kişinin çalışmasıyla dibe kayalar fırlattı ve bir tümsek meydana getirdi. Böylece Haliç’in üzerine köprü kurulmasıyla, kara yoluyla gerekli malzemeleri rahatlıkla temin edebilecekti.” [Byzantios 2010, 48].

İmparator II. Theodosios [412-440] döneminde şehirde bulunan yapıları anlatan Notitia Urbis Constantinopolitanae’de Haliç üzerinde bulunan bir ahşap köprüden söz edilir. XIV. Bölge, Blakhernai’de bulunduğu ileri sürülen bu köprünün karşı yaka ile irtibatı sağladığı düşünülmektedir. Bu köprünün daha sonra kâgir olarak yenilendiği ise sadece bir tahminden ibarettir [Eyice 1987, 35].

Haliç üzerinde İustinianos tarafından inşa ettirildiği ileri sürülen köprü muhtemelen bu köprü olmalıdır. Prokopios “Yapılar” kitabında herhangi bir köprüden söz etmez. Eyice, İustinianos tarafından VI. yüzyılda yaptırılan Ayios Kallinikos [Ayios Panteleymon] köprüsünün ise Barbisos [Kağıthane] Deresi üzerinde olduğunu belirtir. 1851 tarihli Eski Türkçe ve Rumca açıklamalar bulunan bir resim ile 1904’de Yunanca basılan bir haritada bu köprü Ayvansaray ile Hasköy arasında Aziz Kalinikos köprüsü olarak belirtilmektedir.

Dönemin tanıkları Ducas, Kritovulos ve Tursun Bey, Fatih Sultan Mehmed’in şehri kuşattığı dönemde daha sonraları Hasköy adını alacak olan semt ile Haliç Surlarının başladığı nokta arasında, ahşap bir köprü yaptırdığından söz ederler.

“Padişah, Galata cihetinde, Avcılar kapısının karşısına doğru, bir de ahşap köprü yaptı. Bu köprünün inşası şöyle oldu: Padişah, binden fazla şarap fıçısının tedariki emretti. Her fıçıyı yan yana uzunluğuna koyarak, ipler ile bağladı; ondan sonra tekrar sıra ile ikişer ikişer fıçıları dizerek iplerle bağladı, üzerlerine kalın kirişler koyarak, bütün fıçıları birbirine raptetti ve en sonda üzerlerine tahta döşedi ve bu köprü yaya olarak beş askerin yan yana geçmesine imkân verecek kadar geniştir.” [Dukas 1956, 171].

“Zağanos Paşa ile askerlerine ve diğer subaylara Galata’yı, Keras ve çevresini ile Tahta Kapı adıyla bilinen bölgeye kadar limanı kuşatmalarını Keramika [Hasköy] bölgesinden tam karşısında buluna surlara kadar Keras’ta bir köprü kurmalarını emretti.” [Kritovulos 2012, 135].

“… gemi üzerinden sağlam bir köprü yaptırdılar. Böylece denizden karaya yol oldu.” [Tursun Bey 2013, 62; Tursun Bey 1977, 52].

Hasköy ile Ayvansaray arasındaki bu köprünün Haliç Surları üzerindeki Küngoz / Kynegon / Avcılar Kapısı’nın yakınında kıyı çizgisinin denize doğru bir dil şeklinde uzandığı bölgede olduğu Dukas’ın yukardaki açıklamalarından anlaşılmaktadır [Dirimtekin 1956, 12; Gyllius 1997, 182-183, Gyllius 2000, 78; Güldal ty., 24-25 ve 115]. Bu köprünün bir de hayali, ama gerçek bilgilere dayanan [yan yana konan fıçılar] resmi bulunmaktadır. 1432-1433 yılları arasında Konstantinopolis’i ziyaret eden Bertrandon de la Broquière, şehre ait anılarını 1455 yılında yazmaya başlar ve 1457 yılında tamamlayarak, hizmetinde bulunduğu dük Philippe le Bon’a takdim eder. Bu yazmanın içinde bulunan bir minyatürde, Türk kadırgalarının Galata sırtlarından aşırılışı ve sözünü ettiğimiz köprü görülmektedir [Broquière 2000, 208].

Bu bilgiler ışığında daha sonraki dönemde Franz Babinger, Agostino Pertusi, Selahattin Tansel gibi araştırmacılarda çeşitli değerlendirmeler yaparlar [Babinger 2002, 92; Pertusi 2008, 81; Tansel 1985, 73]. Pertusi ve Tansel, hangi bilgiye dayandırıldığı belli olmayan bir şekilde, bu köprünün 240 metre boyunda, 4.5 metre genişliğinde olduğunu belirtirler. Askerî amaçla yapılan bu ahşap köprü muhtemelen kısa süre sonra ortadan kalkar.

Haliç üzerinde yapılması düşünülen, ancak hakkında bir çizim bulunmasına rağmen, nasıl ve nerede inşa edileceği konusunda net bir bilgi bulunmayan bir köprüde Leonardo Da Vinci tarafından tasarlanan tek açıklıklı, muhtemelen kâgir olan köprüdür [Evren 1994, 28]. Söz konusu çizimde belirtilen köprünün, en az iki yüz metre bir açıklığa sahip olması gerekmektedir. Dönemin inşaat teknolojisi göz önüne alındığında bunun pek de mümkün olmadığını düşünerek, söz konusu köprünün Haliç üzerinde değil, Kağıthane Deresi üzerinde yapılmasının düşünülmüş olabileceği veya şehri yeteri kadar tanımayan Leanardo da Vinci’nin geçilmesi gereken açıklık ve su derinliği konusunda yanıldığı anlaşılmaktadır.

Uzun bir aradan sonra Sultan II. Mahmud [1808-1839] döneminde, 1836 yılında günümüz Atatürk Köprüsü yerine, iki yakayı birbirine bağlamak amacıyla bir ahşap köprü inşa edilir. Halk arasında Hayratiye, Cisr-i Atik, Azapkapısı, Unkapanı, Mahmudiye ve Kasımpaşa Köprüsü adı verilen bu köprüden başlangıçta ücretsiz geçildiği için Hayratiye ismi verilmiş olmasına karşı, 1864’den sonra kadınlar ve arabalardan ücret alındığı için bu kez ismi ‘’Mahmudiye’’ye çevrilmiştir [Evren 1994, 37]. Zaman içinde yenilenen ve yeniden yapılan bu köprüye 1930 yılında “Gazi Köprüsü” adı verilmiştir; daha sonra soyadı kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte “Atatürk Köprüsü” adı ile anılmaya başlanır.

İki yaka arasında artan ilişkiler ve trafik ikinci bir köprünün yapımını gerektirmiş ve Sultan Abdülmecid [1839-1861] döneminde bu kez Karaköy ile Eminönü arasına ikinci bir köprü, Cisr-i Cedit, Yeni Köprü, Büyük Köprü, Valide Köprüsü adlarıyla anılan köprü inşa edilerek 1845 yıllında hizmete açılmıştır [Evren 1994, 50 ve 63].

XIX. yüzyılın ortalarında Haliç’in içlerine doğru üçüncü bir köprü daha inşa edilir ki, çok az İstanbullu bir dönem böyle bir köprüye sahip olduğunu bilmektedir. Hikayesi satır aralarına sıkışan bu köprünün, iki yaka arasında müşteri taşıyan kayıkçıların hışmına uğrayarak yapılışından on gün sonra yakıldığı da yaygın bir rivayettir [Eyice 1997, XV, 277].

James Robertson’un 1854 tarihinde, Claude-Marie Ferrier’in 1859’da çektiği fotoğraflar ile Amadeo Preziosi tarafından yapılan karışık teknik bir resimde [Kovulmaz 2007, 48] görülen bu köprünün on gün değil, en az sekiz sene müddetle kullanıldığı anlaşılmakta olup [Tanyeli-Kahya 1994, I, 495-496], Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde bulunan bazı belgelerden hakkında daha geniş bilgiye sahip olmak mümkündür.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki ilk belge 14 Recep 1268 / 4 Mayıs 1852 tarihli olup, Ayvansaray’da inşa olunan yeni köprü kumpanyasına yazılan iki adet belgeye aittir. Bu belgelerden biri, içeriğinden anlaşıldığı kadarıyla Padişah hazretlerinin [Sultan Abdülmecid] izni ile yapılan köprünün iki başında yer alan kapıların yanında bulunan odalara Padişah’ın tuğrasının asılması konusundadır. Köprünün açılmasıyla halkın gidiş gelişlerine hangi gün izin verilirse, gereğinin yapılacağı da belirtilmektedir. Bu arada köprünün yapımı için çıkarılan iki yüz hissenin yeterli olmadığı yüz elli hisse daha çıkartılması için istenen iznin Padişah hazretlerinin emir ve fermanına göre değerlendirileceği bildirilmektedir.

12 Cemaziyelâhir 1269 / 23 Mart 1853 tarihli ikinci belgede ise Padişah hazretlerinin iradesiyle hisse adetinin üç yüz elliye çıkartıldığı, beher hissenin beş bin kuruşa satılacağı belirtilerek, Ayvansaray Köprüsü’ne Sarraf Mıgırdıç tarafından David ve Bağdasar yoluyla yapılan masraflarla satılan hisselerin parasından elde edilen meblağların ayrıntılı dökümü istenmektedir. Bu belgeye göre köprünün yapımı ile Piri Paşa tarafındaki derenin doldurulması ve diğer gerekçelerle 1.019.173.50 kuruş, Karaağaç’a kadar yapılan yolun açılması için istimlak edilen dükkanlar ve evlerin satın alma bedelleri ile çevrelerine dikilen ağaçların bedeli olarak 878.289.50 kuruş harcandığı, toplam maliyetin 1.897.463 kuruşa ulaştığı, 350 hissenin karşılığı olan 1.750.000 kuruşun masrafları karşılamadığı, ek olarak bazı usulsüz ödemelerin tespit edildiği bu nedenle bundan böyle köprünün Ticaret Nezaret-i Aliyeleri tarafından yönetilerek gelir ve giderlerin hesabının tutulması istenmektedir.

24 Cemaziyelâhir 1269 / 4 Nisan 1853 tarihli belgede ise Mıgırdıç Cezarliyan tarafından inşa edilen köprünün muhasebesinin bundan böyle Ticaret Nezareti tarafından görüleceğinin bildirilmesine rağmen Bâbıâli’ye takdim edilen başvurunun nasıl sonuçlandığı hakkında bilgi talep edilmektedir. 30 Cemaziyelâhir 1269 [29 Cemaziyelâhir 1269 [Cemaziyelâhir ayı 29 gündür, bu nedenle bir yanılgı sonucu 30 yazıldığı, daha sonraki 7 Recep tarihi dikkate alındığında bu tarihin 29 Cemaziyelâhir olarak düzeltilmesi gerekir.]] / 9 Nisan 1853 ve 7 Recep 1269 / 16 Nisan 1853 tarihli diğer üç belge ise bürokratik yazışmaları içermektedir.

12 Şaban 1272 / 18 Nisan 1856 tarihli belgede Ayvansaray Köprüsü’nün Hasköy tarafındaki başının çökmüş olduğu ve padişah hazretlerinin o tarafa teşriflerinde, açılması gereken kapının da fazlaca basmış olduğundan açılıp kapanmasının mümkün olmadığının Kaptanlık Makamına bildirildiği acilen bu durumun düzeltilmesi gerektiği, görevlendirilen Ebniye Meclisi memurlarının yaptığı keşif doğrultusunda yapılması gereken masrafların 63.255 kuruşa mal olacağının hesap edildiği, şimdilik Tersâne-i Âmire’den götürülen bir dolap ile bu bölgeye geçici bir sal konularak kullanıldığı, ancak köprünün bu haliyle sürekli kullanılmasının mümkün olmadığı bildirilmektedir. Bu arada köprünün ihale süresinin bitmiş olduğu, açık artırma ile yapılan yeni ihaleye Hoce Yagop’un kefaletiyle Mihran Kirkor isimli şahsın senelik 100.000 kuruş ile talip olduğu, ancak bu bedelin eski bedelden 20.000 kuruş eksik olduğu görülmekle birlikte başkaca talip bulunmadığı bildirilmektedir. Bu ihalenin yapılabilmesi için acilen köprünün onarımın yapılması gerektiği de hatırlatılan bu yazışmadan altı gün sonraki tarihli [18 Şaban 1272 / 24 Nisan 1856] bir diğer belgeden ise köprünün tamirinin eksiltme suretiyle mi yapılacağı, yoksa emanet usulüyle mi yapılacağı sorulmaktadır.

21 Şaban 1272 / 27 Nisan 1856 tarihli yazışmada eksiltme usulü ile yapılması istenen tamire kimsenin rağbet etmediği ve etmeyeceği bildirilerek, tamirin emaneten yapılmasına izin verilmesi talep edilmektedir. Bu talebe verilen 9 Ramazan 1272 / 14 Mayıs 1856 tarihli Meclis-i Vâlâ kararı ile cevap verilmekte olup, köprünün emaneten tamiri için gereken görüşmenin yapıldığı ve konunun padişaha sunulduğu, konunun padişah fermanı doğrultusunda halledileceği bildirilmektedir.

17 Receb 1273 / 13 Mart 1857 tarihli belgede ise geçen zamanda içinde büyüyen tahribat nedeniyle bu kere 102.467,50 kuruşa yükselen tamir bedelinin bir bölümünün, satılan mavna ve kaldırılan demir parmakların satışından elde edilen gelir ile karşılandıktan sonra geriye kalan 95.084 kuruşun Ticaret Veznesi’nde bloke edildiği, köprünün üç sene müddetle yıllığı 210.000 kuruştan Yagop Bezirğan’ın kefaletiyle Mihran Kirkor’a ihalesinin yapılması bildirilmektedir.

16 Cemaziyevvel 1274 / 2 Ocak 1858 tarihli belge Ayvansaray Köprüsü’nün iki başında bulunan odaların vapur müşterilerinin kullanılmasına açılmasını isteyen köprünün işleticisi Yagop Efendi’nin isteği Ticaret Nezareti’ne gönderildiğine dairdir.

13 Receb 1275 / 16 Şubat 1859 tarihli belgede ise İstanbul Haliç’inin temizlenmesi hakkında yayınlanmış olan genelgelerin, bir müddetten beri devam etmesine rağmen, uygulanmasına dikkat edilmediğini belirtilerek, bundan dolayı Eyüp, Sütlüce, Kağıthane ve Alibey Köyleri’ne kadar iki taraflı arazinin toprağı, çamuru ve bazı gemilerin safralarının limana dökülmesinden ve başkaca bir takım zararlı sebeplerden dolayı limanın bazı bölümlerinin dolduğu, ayrıca Ayvansaray ile Piri Paşa iskeleleri arasına yapılmış olan köprünün de suların akışına engel olduğundan bahisle bu konunun çözümü için bazı çalışmalar yapıldığı bildirilmektedir. Meclis-i Vâlâ’ya yapılan iki adet Kaptanlık Makamı başvurusu ve Bahriye Meclisi’nde yapılan müzakereler neticesinde; “Haliç’in bugünkü durumuna sebep olan şeylerin en büyüğü Ayvansaray Köprüsü’nün sal üzerine yapılması ve sonradan altına kazıklar çakılmasından dolayı Kağıthane tarafından gelen çamurlu sulara bir set teşkil ettiği, köprünün iç tarafının fazlasıyla sığlaştığı noktasıdır. Bu köprünü yerinde bırakılması hâlinde bugünkü durumda kayıkların geçebildiği yerler de kısa süre içinde kapanarak, kayık ve mavnaların geçişlerine engel olacağı için bir an evvel köprünün kaldırılmasının gerekli olduğu görüşü dile getirilmiştir.”

Bu nedenle köprünün sahiplerinin çağrılarak alınacak kararın bildirilmesi, hissedarlardan bir komisyon kurularak konunu müzakeresi, köprünün bugünkü durumu ile çok fazla tamire ihtiyacı olduğu, ayrıca limana verdiği zararların günden güne arttığının tespit edildiği bildirilmekte, bu haliyle bırakıldığı taktirde batıp enkazının da telef olacağında hissedarların eline hiçbir şey geçmeyeceği, bu nedenle köprünün usulüne uygun şekilde kaldırılarak enkazının satışından elde edilecek gelirin uygun bir şekilde değerlendirilmesi istenmektedir.

Ayvansaray Köprüsü ile ilgili olarak değerlendirdiğimiz son belge 1 Muharrem 1279 / 29 Haziran 1862 tarihlidir. Bu belgeye göre Ayvansaray Köprüsü’nün limana verdiği zararlardan dolayı Padişah fermanıyla ortadan kaldırılarak enkazında elde edilen gelirin bloke edildiği, bu arada vefat eden Mıgırdıç’ın uhdesinde alıkoyduğu hisselerin ve Hazine alacaklarının ne şekilde tasfiye edileceği konusundadır.

Söz konusu belgelerden, Ayvansaray Köprüsü’nün yapımına muhtemelen en geç 1851 yılı içinde başlanılmış olup, Mayıs 1852 tarihinde tamamlandığı anlaşılmaktadır. 1859 tarihindeki yazışmalar köprünün Haliç’in dolmasına neden olduğu için kaldırılması gerektiği hakkındadır. 1862 tarihli yazışmada ise köprünün kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Muhtemelen 1860 veya 1861 tarihleri arasında kaldırılan köprünün en az sekiz yıl hizmet verdiği, ancak devamlı tamire ihtiyaç duyması nedeniyle çok da kârlı bir girişim olmadığı anlaşılmaktadır. Bir şehir efsanesi olarak yapılmasını takip eden on gün içinde kayıkçılar tarafından yakıldığı söylenen köprünün gerçekte oldukça uzun bir süre hizmet verdiği görülmektedir.

Ayvansaray Köprüsü ile ilgili en detaylı bilgi, 19 Şubat 1852 tarihli ‘’Journal de Constantinople’’de verilmektedir.

Gazetenin haberine göre, Piri Paşa ile Ayvansaray arasındaki köprünün inşaatı bitmiş olup, açılışı için Sultan’ın emirleri beklenmektedir. Bu köprü şehrin kuzey bölümü ile gözde bir banliyö olan Hasköy’ü birbirine bağlamaktadır. Köprünün inşaatı Mıgırdıç Cezayirliyan tarafından gerçekleştirilmiştir. Köprünün ayakları, dolgular ve oldukça geniş bir alanı kaplayan zeminin taş döşenmesi için 1.000.000 kuruş harcanmıştır. Köprünün gerek Karaağaç gezi alanına, gerekse Kağıthane’ye bağlanması ve özellikle Karaağaç gezinti yerinin Fransa’dan getirilecek cins ağaçlar ile güzelleştirilmesi için ek olarak 750.000 kuruşa daha ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak köprünün yapımında kullanılan farklı türlerden oluşan ahşap salların çeşitli yoğunluklara sahip olmaları, yer yer sallarda farklı su seviyeleri meydana getirdiği için, düz bir hat olması gereken köprünün alçaklı yüksekli göründüğü ve bunun da güzel bir görüntü olmadığı belirtilmektedir. Köprünün özelikle su kesiminde farklı türden ağaçların kullanılması ve bunların su emmesi farklı olduğu için bu durum köprünün kısa süre içinde çok sayıda tamir görmesine de neden olmuştur.

İnşa edilen köprünün uzunluğu 380 metre, genişliği ise 8.40 metredir. Ortada her iki yandaki 1.50 metre genişliğindeki yaya yolundan demir parmaklıklarla ayrılan 6.40 metre genişliğinde at ve arabalara ayrılmış geliş gidiş yolu bulunmaktadır. Bir yenilik ve kolaylık olmak üzere, yağışlı havalarda atların ayaklarının tutunabileceği şekilde döşeme tahtaları hafifçe çıkıntılı olarak döşenmiştir. Bu buluşun İmparatorluk Tersanesi çalışanlarından M. Vasis Janide tarafından düşünüldüğü belirtilmiştir [Journal de Constantinople 19 Février 1852, p. 2]. Ayvansaray’daki [Gazete haberinde sehven Ayvansaray’daki eski köprü şeklinde geçen bu dileğin, 1836 tarihinde ulaşıma açılan Unkapanı / Hayratiye / Mahmudiye Köprüsü olması gerekir] [Azapkapı] eski köprünün de onarılarak uygun bir biçimde bu yeni köprüye bağlanması arzu edilmektedir.

Ayvansaray Köprüsü ile ilgili olarak sık sık adı geçen Mıgırdıç Cezayirliyan’ı [Cezayirlioğlu], Osman Nuri Ergin şu sözlerle anlatmaktadır:

“Ermeni zengin ve meşhurlarındandır. Gümrük gelirlerinin toplanması ihaleye çıkarıldığı zaman çoğunlukla Mıgırdıç tarafından alınmaktadır. Bu zatın İstanbul’a ait bir hizmeti de 1269 [1852-53] tarihinde Ayvansaray ile Hasköy arasında kazıklar üzerine üçüncü bir köprü inşa ettirmiş olmasıdır. ‘Yahudi Köprüsü’ denilen bu ahşap köprü 1279’da [1862-63] yanmıştır. Mıgırdıç Efendi gümrük işlerinden dolayı daha sonra iflas ederek mal ve mülkleri haczedilmiş, bunları kurtarmak için bir başka ülkenin vatandaşlığına geçmişse de başarılı olamamıştır. Mülkleri haczedildiği sırada Büyükdere’deki [Yeniköy] Avusturya Sefârethânesi olan inşaatı bitmemiş yalıyla, Tarakçılar’da bulunan Bank-ı Osmânî ile Maliye Tahsil Şubesi tarafından kullanılmakta olan handa Maliye Hazinesi’ne intikal etmiştir.” [Ergin 1995, III, 1305].

Mıgırdıç Cezayirliyan’ın adına Robert Kolej’in idare heyetinde de rastlanmaktadır. Kolejin kurucusu Cyrus Hamlin’in düzenlediği bir belgede “İstanbul Limanı tahsildarı, Cezayirli Muggerditch Ağa” ismi yer almaktadır [Büyükkarcı 2004, 4004].

22 Haziran ile 28 Ağustos 1862 tarihleri arasında İstanbul’da bulunan Théophile Gautier’de söz konusu Ayvansaray Köprüsü’nden şöyle söz eder. “Ertesi gün gezintilerime devam ederek Haliç’in sonundaki Avrupa Tatlı Suları’na gittim. Yakınlarda biten sonuncusu zengin bir Ermeni tarafından yaptırılan üç gemi köprüsünden geçtikten sonra, amber balığı ya da balina iskeletini andıran gemi iskeletlerinin yığıldığı hangarlardan oluşan deniz tersanesinin önünden geçerek, Eyüp, Cydaris ve Barbyses’in ağzını ayıran küçük adalara vardım…” [Gautier 2018, 327].

Bu yazının eki olarak sunmak istediğimiz dört adet harita ile, dört adet fotoğraf ve iki adet de çizim bulunmaktadır. Bu haritaların ilki C. Stolpe tarafından hazırlanan ve Fuad Paşa’ya ithaf edilen, 1/15.000 ölçekli, 1866 tarihinde Berlin’de basılan İstanbul planıdır. Köprünün kaldırılmasından sonra basılmasına rağmen muhtemelen daha önceki bir tarihte hazırlanan bu haritada Ayvansaray ile Hasköy arasında bir köprü görülmektedir. İkinci harita ise, birinci haritanın bir kopyası olup Berlin’de 1882 tarihinde basılmıştır. Üçüncü harita Viyana’da basılan ve 1891 tarihinde revize edildiği belirtilen bir İstanbul haritasıdır. Her ne kadar revize edildiği kayıtlıysa da anlaşılan otuz yıl önce kaldırılan köprü hala mevcudiyetini korumaktadır.

Bu köprü ile elimize geçen dört fotoğrafın ikisi James Robertson. diğer ikisi ise Claude-Marie Ferrier tarafından çekilmiştir. Çekim tarihleri olarak aralarında altı yıllık bir zaman aralığı olduğunu düşünmekteyiz. James Robertson’un 1854 yılı Mayıs ayında Bayazıd Kulesi’nden çektiği panoramanın ilk karesinin en solunda belli belirsiz Ayvansaray Köprüsü seçilmektedir. Köprünün orta bölümünden Hasköy çıkışına yakın bölgedeki geçidin görüldüğü bu karenin köprü ile ilgili bölümü çok flu olduğu için üzerinde yorum yapmak mümkün değil [Öztuncay 2013, 130-131]. James Robertson hemen hemen aynı tarihlerde Eyüp sırtlarından da ikiz karelik bir panorama çekmiş, bu panoramanın sağdaki karesinde Ayvansaray Köprüsü daha net olarak yer alıyor. Ayvansaray tarafında Haliç’e doğru bir dil halinde uzanan kara parçasından başlayan köprü, Hasköy’e kadar uzanmakta, köprünün altında, deniz ulaşımı sağlamak amacıyla yapılmış Hayratiyye Köprüsü’ne benzer iki adet açıklık bulunuyor. Her iki açıklık arasında uzanan bölümün su seviyesi tümüyle kapalı gibi görülüyor. Bu nedenle Haliç içindeki akıntının, yazılı kaynaklarda belirttiği gibi iki küçük açıklık vasıtasıyla sağlanması gibi bir sakıncanın ortaya çıktığı, bu nedenle iç kısımlarda çamur ve moloz birikimine yol açtığı anlaşılıyor.

Claude-Marie Ferrier’in 1860 yılında çektiği iki kareden biri James Robertson ile aynı noktadan, Bayezıd Kulesi’nden çekilmiş, biraz daha sağa doğru çekilen bu karede köprünün Ayvansaray tarafındaki geçiti de karede kendine yer bulmuş. Robertson’un çektiği fotoğraf gibi bu karenin de sol ucu biraz flu, köprü genel olarak görülmekle birlikte, yeteri kadar bilgi vermekten uzak.

Ferrier ikinci kareyi Eyüp sırtlarından ama bu kere Robertson’a göre ters taraftan çekmiş. Ön planda Haliç adalarının bir bölümünün görüldüğü karede, Théophile Gautier’in sözünü ettiği Tersane Ambarları da yer alıyor. 1859 yılının son aylarında çektiği bu karede köprünün Ayvansaray tarafındaki geçit mi, yoksa arkasında mı yapıldığı anlaşılamayan bir görüntü ile karşılaşmaktayız [Öztuncay 2003, I. 87]. Acaba köprünün sökümüne mi başlanmış, anlamak oldukça zor.

Amedeo Preziosi’nin 1853 yılında yaptığı kâğıt üzerine karışık teknik 39x57.5 ebatlarındaki resmin Eyüp Sultan Mezarlığı’ndan yapıldığı ön plandaki mezar taşlarından anlaşılmaktadır. İstanbul’un doğru yapılan çiziminde Haliç’in orta bölümünde söz konusu köprü görülüyor. Ayvansaray tarafındaki geçidin oldukça net görüntüsüne karşın Hasköy tarafındaki geçit görüntüye girmemiş [Kovulmaz 2007, 48].

Hangi sanatçı tarafından çizildiğini bulamadığımız son gravürde Ayvansaray Köprüsü’nün her iki tarafındaki geçitler net olarak belli olmaktadır. Muhtemelen 1852-1860 tarihleri arasında yapılan bu gravürde ön planda Eyüp Mezarlığı, geri planda ise Haliç yer alıyor.

Bir dönem Haliç’in her iki yakasındaki yoğun Musevi yerleşmelerini birbirine bağlayan bu köprüye “Yahudi Köprüsü” adının verildiğini de hatırlatmak isteriz. İstanbul ile ilgili bilgilerimizi yalnızca yazılı kaynaklardan değil, harita, resim, gravür, fotoğraf gibi görsel kaynaklardan da faydalanarak genişletmemiz ve buralarda bulunan bilgilerin gelecek için bize yol göstermesini sağlamamız gerekir...

KAYNAKÇA

Anonim 1852
Anonim, Journal de Constantinople, 19 Fevrier 1852.

Babinger 2002
Franz Babinger, (Çev. Dost Körpe), Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı, İstanbul, 2002.

Byzantios 2010
Dionysios Byzantios, (Çev. Mehmet Fatih Yavuz), Boğaziçi’nde Bir Gezinti, İstanbul, 2010.

Broquière 2000
Bertrandon de la Broquière, (Çev. İlhan Arda), Denizaşırı Seyahati, İstanbul, 2000.

Büyükkarcı 2004
Süleyman Büyükkarcı, Türkiye’de Amerikan Okulları, Konya, 2004.

Dirimtekin 1956
Feridun Dirimtekin, Fetihden Önce Haliç Surları, İstanbul, 1956.

Dukas 1956
Dukas, (Çev. VL. Mirmiroğlu), Bizans Tarihi, İstanbul, 1956.

Ergin 1995
Osman Nuri Ergin, (Yay. Yön. Cengiz Özdemir), Mecelle-i Umûr-ı Belediye, İstanbul, 1995.

Evren 1994
Burçak Evren, Galata Köprüleri Tarihi, İstanbul, 1994.

Eyice 1987
Semavi Eyice, “İstanbul’da İhmal Edilmiş Tarihî Bir Semt Ayvansaray”, TAÇ Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı Yayını, 5 (Nisan 1987), İstanbul, s. 33-49.

Eyice 1997
Semavi Eyice, “Haliç”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 15, İstanbul, 1997, s. 264-280.

Gautier 2018
Théophile Gautier, (Çev. Nuriye Yiğiter), İstanbul Dünyanın En Güzel Şehri, İstanbul, 2018.

Güldal Tarihsiz
Fatih Güldal (Haz.), Dersaadet’in Sur Kapıları, İstanbul, Tarihsiz.

Gyllius 1997
Petrus Gyllius, (Çev. Erendiz Özbayoğlu), İstanbul’un Tarihi Eserleri, İstanbul, 1997.

Gyllius 2000
Petrus Gyllius, (Çev. Erendiz Özbayoğlu), İstanbul Boğazı, İstanbul, 2000.

Kovulmaz 2007
Begüm Kovulmaz (Haz.), Amedeo Preziosi, İstanbul, 2007.

Kritovulos 2012
Kritovulos, (Çev. Ari Çokona), Kritovulos Tarihi, İstanbul, 2012.

Öztuncay 2003
Bahattin Öztuncay, Dersaadet’in Fotoğrafçıları, İstanbul, 2003.

Öztuncay 2013
Bahattin Öztuncay, James Robertson, İstanbul, 2013.

Pertusi 2004
Agostino Pertusi, (Çev. Mahmut H. Şakiroğlu), İstanbul’un Fethi Çağdaşlarının Tanıklığı I, İstanbul, 2004

Tansel 1985
Selâhattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed’in Siyasî ve Askerî Faaliyeti, Ankara, 1985.

Tanyeli-Kahya 1994
Gülsün Tanyeli-Yeğan Kahya, “Ayvansaray Köprüleri”, DB İstanbul Ansiklopedisi, I, İstanbul, 1994, s. 495-496.

Tursun Bey 1977
Tursun Bey, (Haz. Mertol Tulum), Târîh-i Ebü’l-Feth, İstanbul, 1977.

Tursun Bey 2013
Tursun Bey, (Haz. Mertol Tulum), Fetih Babası Fatih’in Tarihi, İstanbul, 2013.

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN