Türk Evini Hayal Etmek...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Türk Evini Hayal Etmek...

KAYDIRIN

< Geri dönün

TÜRK EVİNİ HAYAL ETMEK 

Vatan Kitap, 105, 15 Kasım 2012, s. 22.

İnsanlığın varoluşundan bu yana geniş bir uygulama şansı olan üç ev tipinden söz edilmektedir. Roma Evi, Çin/Japon Evi ve Türk Evi.

Her tür çalışmanın ve araştırmanın, hele de bunlar bir kitap halinde yayımlandı ise, ardında yatan yoğun emeği göz önüne alarak takd irle karşılanması ve saygı duyulması gerektiğine inanırım. Ancak, diğer taraftan Uğur Mumcu’nun bence yüzyıllara mal olan bir sözü de kulağımdan hiç çıkmaz: “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmak.”

Mehmet Ratip tarafından İngilizceden dilimize çevrilen, Carel Bertram’ın “Türk Evini Hayal Etmek. Eve Dair Kolektif Düşler / Imagining the Turkish House. Collective Visions of Home” isimli kitabını okumaya başladıktan kısa bir süre sonra aklıma bu söz düştü. Carel Bertram, fikir sahibi olduğu, fakat yeterince bilgi sahibi olmadığı bir konuda araştırma yapmış ve bu kitabı hazırlamış; konu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmayan Mehmet Ratip de dilimize çevirmiş.

Kitabın son cümlesi olan “ahşaptan yapılmış bir eve anıtsal önem atfetmeye devam eden bir kolektif hafızanın işidir” sözleri yazarın bunca çalışma ve araştırma sonucu vardığı nokta olarak beni gerçekten üzdü. Anlaşılan Carel Bertram, yoğun emeğe ve zamana rağmen Türk Evi’ni tanıyamamış ve anlayamamış.

MALZEME DEĞİL MİMARİ

Konu hakkındaki yetkinlikleri tartışılmayan, Sedad Hakkı Eldem, daha sonraları Doğan Kuban, Türk Evi’nde kullanılan malzemenin değil, mimari oluşumunun, plan ve cephe düzeninin önemini vurgularlar. Türk Evi yapım malzemesi ile değil, uzun bir dönem Balkanlar’dan, Güney Anadolu’ya, Kırım’dan Mısır’a uzanan büyük bir coğrafyada yaşayan çeşitli milletlere mensup insanların büyük bir beğeni ile yaygın olarak inşa ettiği bir yaşam alanı olarak bilinir. Bir yaşam alanını yalnızca yapım malzemesi ile tarif etmek ve değerlendirmek mümkün değildir. Böylesi bir değerlendirme ve yetersiz bilgi, tıpkı bu kitapta da görüleceği gibi yazarı yanlış sonuçlara götürür. Çünkü yalnızca malzeme ve geç dönem örnekleri göz önüne alınarak yapılan bir çalışma, özellikle günümüzde, nerede ise İstanbul’da örneği kalmayan ve plan şeması uzun süredir terk edilmiş olan bir mimariyi değerlendirmek olacaktır. Doğan Kuban, 1995 yılında yayımlanan “Türk Hayatlı Evi” isimli kitabına Oswald Spengler’in “Der Untergang des Abendlandes” adlı eserinden bir alıntı ile başlar: “Bir ırk ifadesini en saf şekliyle evde somutlaştırır... Çünkü ev, varoluşun anlaşılması güç sürecinde şekillenir.” Bu sözlerin içerdiği güçlü mesajı anlamak gerek.

İnsanlığın varoluşundan bu yana geniş bir uygulama şansı olan üç ev tipinden söz edilmektedir. Roma Evi, Çin/Japon Evi ve Türk Evi. Bir toplumun yüzyıllar boyu geniş bir coğrafyada somutlaşan ev mimarisinin anıtsal özelliklerini reddetmeye çalışmakla acaba ne amaçlanmaktadır? Sedad Hakkı Eldem, 1940 tarihinde tamamladığı Güzel Sanatlar Akademisi Milli Mimari çalışmalarının Türk Evi Plan Tipleri bölümünü 1968 yılında yayımlar. Sedad Hakkı Eldem başta olmak üzere, pek çok araştırmacı Türk Evi’nin malzeme değil, plan anlayışını ve cephe düzeninin önemini vurgularlar. Türk Evi, uzun bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü geniş coğrafyada mimari özelikleri ve anıtsal görünüşü ile beğeni sağladığı için inşa edilir. Son dönemlerde sık sık konu hakkında kafi derecede bilgi sahibi ve karşılıklı iki dilde yetkin olmayan kişiler tarafından tercüme edilen kitaplardaki yanlış anlamaları ve sıkıntıları dile getirmeye çalışıyorum. Özellikle bilimsel alanlarda yapılan bu tür tercüme çalışmalarına girişecek kişilerin öncelikle Hilmi Ziya Ülken’in 1935 yılında yayımladığı “Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü” isimli kitabını okumalarını öneririm.

Tercüme çok ciddi ve sorumluluk isteyen bir çalışmadır. Tercümenin yanı sıra özellikle bu tür bilimsel içerikli yayınlarda editörlüğün de ciddiye alınması gerekir.

Ne demektir “okul kızı” (s. 80), “kız öğrenci” demek varken, ya da “Avrupa enklavı” (s. 179) ile bize ne anlatılmak istenmektedir. Okuyucuya, İsveççe “yerleşim bölgesi” anlamına gelen bir kelimeyi aratmanın ne anlamı var? Çengelköy’de bulunan ve üzerinde uzun değerlendirmeler yapılan yüzyılların Sadullah Paşa Yalısı’ndan nasıl olur da bazı bölümlerde Sadrullah, bazı yerlerde Şadrullah Paşa Yalısı olarak bahsedilebilir. Bu hatayı yazar yapsa da tercümanın not düşerek düzeltmesi gerekir. Hadi o da farkına varmadı diyelim, peki o halde editörün görevi nedir? Sayfa 77’de Sadullah Paşa Yalısı kaynak belirtilerek verilen duvar resminin, geç döneme ait olması nedeniyle bu yalıda olamayacağı kimsenin hatırına gelmemiş midir? Doğrusu Abud Efendi Yalısı’dır (Bkz. Günsel Renda/Turan Erol, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi I, İstanbul, 1980, s. 62).

KİMİN HAYALİ?

Carel Bertram’ın çektiği fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla 1990, 1993 ve 1996 yıllarında Türkiye’de bulunduğu anlaşılmaktadır. İstanbul başta olmak üzere Safranbolu, Muğla, Amasya, Sivas, Antalya gibi çeşitli şehirleri dolaşmıştır. Yine kendi ifadesi ile gerek Türk gerekse farklı milletlere mensup pek çok kişi ile konuştuğu ve onlarla konuyu tartıştığı anlaşılmaktadır. Bu kadar çabadan sonra ne yazık ki İngilizce orijinal baskısına erişemediğim bu kitabın, adında da yer aldığı şekilde “hayal etmek” üzerine değil, “gerçekler” üzerine kurgulanmasını dilerdim. Kanımca bu kitap, Türk Evi Hayali’ni değil, yazarın hayallerini yansıtmaktadır.

Türk Evi konusunda araştırma yapacakların ve söyleyecek sözü olanların yalnızca edebi metinleri değil, başta Sedad Hakkı Eldem olmak üzere bu konuda bilgi birikimi tartışılmaz akademisyenler tarafından yazılmış yayınları derinlemesine incelemeleri gerekiyor. Carel Bertram, Process: Architecture Dergisi’nin Aralık 1981 tarihli “Space and Tradition: Turkish Architecture” başlıklı 27. sayısını üstünkörü incelemiş bile olsa, gördüklerini farklı değerlendirebilirdi.

XVI. yüzyılın sonları ile XVII. yüzyılın başlarında şekillenmeye başlayan Türk Evi, Mimarlık ve Sanat tarihi içinde çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bugüne kadar karşılaştığım ve işbirliği yapma imkanına sahip olduğum hemen hemen her yabancı mimar, Türk Evi’ne olan hayranlığını ifade eder. Modern mimarinin ünlü ustalarından Le Corbusier’in Türk Evi tespitleri, daha sonraları onun mimarisinin oluşmasında önemli rol oynamaktadır (Bkz. Giuliano Gresleri, Le Corbusier. Viaggio in Oriente, Venezia, 1984).

Kısıtlı bilgi ve önyargı ile oluşturulmaya çalışılan bu kitap, gerçeği irdelemek yerine yazarın kabullerini ön plana çıkarmaya çalışan bir yayın olmuş. Bu tür yayınları dilimize kazandıran kurum ve kişilerin daha sorumlu olmaları gerekiyor. Elbette daha başta belirttiğim gibi her türlü çalışmaya saygı duyulması gerekir, ancak evrensel ölçüdeki değerleri küçültmeye veya yok farz etmeye yönelik bu ve benzeri çalışmaların dikkate alınma şansı bulunmuyor. Bu eleştirimin oldukça sert olduğu konusunda düşünenler olacaktır. Ancak, Türk Evi’ni fazlasıyla yanlı olarak değerlendiren bu kitabın gelecekte kaynak olarak kullanılabileceği endişesi beni sert olmaya zorluyor. Bu kitabı kaynak olarak kullanacakların yorumlarında dikkatli olmaları ve burada ileri sürülen sonuçları karşılaştırmalı olarak teyit etmeleri gerekiyor. Aksi taktirde büyük yanılgılara düşmeleri kaçınılmaz olacaktır.

Son olarak kaynakçada belirtilen “Günsel Renda: A History of Turkish Painting” kitabının baskı yeri Cenova değil, Cenevre’dir. Kitapta karşılaştığım çok sayıda hatayı tek tek dile getirmemin gereği yok. Ancak İletişim Yayınları gibi ciddiliğinden kuşku duymadığım bir yayınevinin bu konularda daha dikkatli olması gerektiğini belirtmek isterim...

Carel Bertram, Türk Evini Hayal Etmek, Çev: Mehmet Ratip

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN