Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü...

KAYDIRIN

< Geri dönün

TÜRK ARKEOLOJİ VE KÜLTÜREL MİRAS ENSTİTÜSÜ 

Milliyet Gazetesi, 4 Aralık 2021, s. 2.

Yıllar önce Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği’nin iş birliğiyle Gaziantep’te bir enstitü kurulması gündeme gelince konu üzerinde çalışmak için iki üç kez Gaziantep’e gitmiş ve çalışmalara katılmıştım. Bu kere faaliyete geçen enstitünün bir etkinliğine katılmak üzere 21-24 Ekim 2021 tarihleri arasında Gaziantep’te bulundum. Enstitünün çalışma mekânı olarak restore edilen iki yapıdan biri, yapımı 1879 yılında tamamlanan Saint Joseph Okulu, diğeri ise 1898 yılında yapımına başlanan Ermeni Katolik Kilisesi. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra; önce İngilizler, daha sonra Fransızlar tarafından büyük bir direniş sonrası işgal edilen Gaziantep, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması sonrası düşman kuvvetlerinin geri çekilmesiyle özgürlüğüne tekrar kavuşur. Antep’in savunulması sırasında işgal güçleriyle iş birliği yapan gayrimüslimlerin Ankara Antlaşması sonrası şehri terk etmeleriyle boşalan yapılar uzun süre çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Mülkiyeti Maliye Hazinesi’ne ait olan ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin kullanımına tahsis edilen her iki yapı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri ve Avrupa Birliği’nin ekonomik katkısıyla kısa sürede onarılır ve enstitü çalışmaya başlar.

24 Ekim günü başlayan, üç gün süren; “Geçmişe sahip çıkmak” başlığı altında yapılan seminerde, iki ayrı salonda yirmi altı sunum yapıldı. Bazı bilim insanlarının uzaktan erişim ile katıldığı bu toplantı sırasında pek çok yeni şey öğrendik. Oldukça geniş bir katılım vardı ve hemen her katılımcı büyük bir ilgi ile semineri izledi.

6 Kasım 2021 günü, Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan “Encümen-i Dâniş” isimli yazımda bazı ülkelerin uzun bir süreden beri benzer enstitüler kurduklarını ve bu enstitülerin ülkedeki bilim hayatının gelişmesine yaptığı katkılardan söz etmiştim. Bilim ve bilim üretimi özgür bir ortam ister. İster katılın isterseniz reddedin, kimi zaman duymak bile istemeyeceğiniz bazı konuşmalar ancak bu gibi bağımsız kurumların varlığı ile mümkün olabilir. Kabul etmediğiniz, yanlış olduğunu düşündüğünüz söylemleri, gerçekleri dile getirerek karşı çıkmak veya bu gibi iddiaları gerçek verilerle çürütmek gerekir. Bunun için de bilim, özgürce çalışacağı ve gelişeceği kurumlara ihtiyaç duyar. Ülkemizde uzun bir süredir bazı vakıf ve sivil toplum kurumlarının yapmaya çalıştığı bilimsel çalışmalar kısıtlı bütçeleri nedeniyle istenen sonuca ulaşmakta yetersiz kalmaktadır. Ulusal ve uluslararası ekonomik kaynaklarla desteklenen büyük bir kitaplığa sahip bilimsel kurumlara sahip olmamız gerektiğini yıllardır dile getiririm, ancak ne yazık ki ben söyler ben dinlerim.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın desteği ile Antalya’da Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü, İstanbul’da ise İstanbul Araştırma Enstitüsü’nün kurulması ve bilimsel üretime katkıda bulunması için büyük emek ve zaman sarf etmiş bir kişi olarak bu kez devletimizin öncülüğünde Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü’nün kurulması benim için büyük sevinç kaynağı oldu. Dilerim gelecekte ülkemizin benzer şehirlerinde Türk Sanat Tarihi Araştırma Enstitüsü, Türk Jeoloji Enstitüsü, Türk Edebiyat Enstitüsü, Türk Mimarlık Enstitüsü, Türk Coğrafya Enstitüsü benzeri bilimsel araştırma yapacak, genç kuşakların bilimsel açıdan evrensel boyutta söz sahibi olmalarına yardımcı olacak bağımsız enstitülerin kurulması sağlanır.

Mevcut iki yapının yanı sıra tek katlı olarak inşa edilen üçüncü bir yapı ise Enstitünün Arkeometri ve Alan Arkeolojisi (Field Arkeloji) Laboratuvarı olarak tasarlanmış. Bu laboratuvarın bölgede bulunan ilk laboratuvar olduğunu da unutmamak gerekiyor. Kilise’nin alt katında büyük bir kitaplık oluşturulmuş, ayrıca ülkemizin ilk Dijital Arkeoloji Arşivi hayata geçirilmiş. Bu arşivin oluşması için Kültür ve Turizm Bakanlığı arşivinde bulunan 1.400.000 belge taranmış, Devlet ve Osmanlı Arşivlerinde bulunan 50.000 belge ile çok sayıda fotoğraf derlenmiş olup, çalışmalara büyük bir hızla devam edildiğini ve bu çalışmalara katılan gençlerin heyecanlarının takdire değer olduğunu gözlemledik.

Seminer sırasında aldığımız bilgiler gerçekten iç açıcıydı. Daha kuruluş aşamasında olan enstitünün, on ikisi çeviri, on dördü özgün olmak üzere yirmi altı kitap yayımlamasına karar verilmiş ve çalışmanın çeviri ve yazım aşamaları büyük oranda tamamlanmış. Türk ve İslam Arkeolojisi için önemli olan bu yayınların daha önce Türkçeye tercüme edilmedikleri ve bunun büyük bir eksiklik olduğu görülmüş ve bu eksikliği giderebilmek için çalışmalara başlanmış. Özgün kitaplar ise uzman bilim insanları tarafından hazırlanan çeşitli konuları kapsamakta. Enstitünün gelecek için programına aldığı çalışmalardan biri de Hakemli Dergi. Derginin ilk iki sayısı için toplanan makaleler hakemlere iletilmiş olup, değerlendirme aşamalarına geçilmiş.

Enstitünün şu sıralar eğitim ve yayın çalışmalarına paralel olarak yürüttüğü ve konu ile ilgili bir grup bilim insanını Gaziantep’e davet etmesinin esas nedeni ise yakın zaman içinde düzenlemek istediği I. Milli Arkeoloji Şûrası. Bilim, meslek, eğitim gibi konularda arkeolojinin, teoride ve uygulamada geldiği düzeyi tanımlamak, ideal gelecek için bir yol haritası çizmek, devlet, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları gibi konuyla ilgili paydaşları bir araya getirmek amacıyla düzenlenecek olan bu şûranın 2022 Mayıs ayı içinde yapılması planlanmakta. Bu şûra öncesi oluşturulan on bir komisyon üyesi kendi aralarında toplanarak belirlenen konular hakkında hazırlık yapacak ve şûranın özetlenmiş metinlerini tartışmak üzere toplanacaktır. Enstitünün görev kabul ettiği bir başka husus ise Arkeolojik Tur rotaları oluşturmak, bunun için şimdiden Anadolu, Balkanlar ve Orta Asya’yı kapsayan üçü pilot olarak uygulanabilir kırk üç tur rotası üzerinde çalışmalara başlanmış durumda.

Ülkemiz dünyanın hemen hiçbir ülkesinde olmayan taşınır ve taşınmaz kültür varlığı mirasına sahiptir. Kültür Turizmi açısından rekabet ettiği İtalya, Fransa, İspanya vb. ülkelerde bulunmayan bir çeşitliliğe sahip olan ve bin yılların bize emanet ettiği bu sermayenin akılcı bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bulunduğu çevrelerdeki insanlara eziyet etmek ve onların fakirleşmesine karşı muhafaza edilmeleri için çaba harcamak yerine, kullanıma alınarak çevrelerinin zenginleşmesi için yeni yollar ve yöntemler aranması gerekir. Yıllardır “Koruma”nın bir emir olarak kullanıldığı taktirde sonucun bu olacağını, bu tür yapılara sahip olanların veya bu tür yapı ve alanlar çevresinde yaşayan insanların verilen emire rağmen gereğince korumadıklarını söylerim. Korumanın bir dondurma olmadığını canlı bir yapıya sahip eylem haline dönüşmesi gerektiğini ifade ederim. Dilerim bu kez Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü bu işte başarılı olur ve genç kuşakların güvenle izleyecekleri bir yol ve yöntem oluşturur.

Bu vesile ile, Enstitü’nün hayata geçmesi için yoğun emek sarf eden Kültür ve Turizm Bakanlığı mensupları ile emeği geçen herkese teşekkür ederim. Ancak en büyük teşekkürü hiç şüphesiz Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin hak ediyor. Belediyeye tahsis edilmiş bir mülke böyle bir amaç için kullanma izni vermesi ve ekonomik katkıları, ama her şeyden önce Gaziantep’e uluslararası bir enstitü kazandırdığı için kendisini kutlarım. Dilerim benzer şehirler de bu atılımın farkına varıp, kendi şehirlerinde böylesi bağımsız enstitülerin hayata geçmesine yardımcı olurlar...

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN