Mukaddime Üzerine...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Mukaddime Üzerine...

KAYDIRIN

< Geri dönün

MUKADDİME ÜZERİNE 

Milliyet Gazetesi, 16 Ocak 2021, s. 2.

Biraz kitap karıştırmış hemen herkes İbn Haldûn adını duymuştur. Son yıllarda İstanbul’da onun adının verildiği bir üniversite de kuruldu. Ama kaç kişi onun yazdığı “Mukaddime” isimli kitabı okumuş, yüz yıllar öncesinden günümüze seslendiğinin farkına varmıştır?

Veliyyuddin Ebu Zeyd Abdurrahman Bin Muhammed Bin Muhammed Bin Ebu Bekr Muhammed Bin Hasan İbn Haldûn gibi uzun bir ismi bulunan ve kısaca İbn Haldûn adı ile tanınan bu kişi, et-Tarif bi İbn Haldûn (1405) başlıklı otobiyografisinde verdiği bilgilere göre Hadramut’tan İspanya’ya göç edip daha sonra Tunus’a yerleşmiş köklü bir aileden gelmekte olup, 27 Mayıs 1332 tarihinde Tunus’ta doğar.

Dönemin önde gelen hocalarından Kur’an, tefsir ve fıkıh dersleri alır. Daha sonra felsefe, tarih ve coğrafya bilgisini genişletir. Kuzey Afrika’daki çeşitli sultanlıklarda, Endülüs’te Gırnata (Granada) emirliğinde görev yapar. Mart 1375’de ailesi ile birlikte Tlemcen’e yerleşir. 1382 yılında Tunus’tan ayrılarak Mısır’a göç eder. Bir süre El-Ezher Medresesi’nde görevlendirilir. 1384 yılında Maliki baş kadılığına atanır. Şam’ın Timur’a teslimi konusunda ara buluculuk eder. Dört kez daha baş kadılığa atandıktan sonra 17 Mart 1406 tarihinde Kahire’de vefat eder.

Çok sayıdaki kitapları içinde “Mukaddime” adıyla tanınan eserini oluşturan altı bölümde yaptığı açıklamalar ile sosyoloji ilminin kurucusu sayılmaktadır. 1. Bölüm, genel olarak toplumsal hayat, 2. Bölüm, Bedevilerde, ilkel toplumlarda ve kabilelerde sosyal hayat ve bu hayatta görülen haller, 3. Bölüm, devletler, hükümdarlık, hilâfet, devlet yöneticilerini, dereceleri ve bütün bu hususlarla ilgili durumlar hakkında, 4. Bölüm, ülkeler, şehirler ve diğer meskûn yerler ile buralarda ortaya çıkan durumlar hakkında, 5. Bölüm, geçim, kazanç ve meslekler gibi geçime ilişkin hususlar ve bütün bu meselelerde ortaya çıkan durumlar hakkında, 6. Bölüm, ilimler, ilimlerin çeşitleri, öğretim, öğretim yolları ve bunlarla ilgili diğer hususlar hakkında başlıkları altında toplanan bu bölümler döneminde çeşitli ülkelerde yaptığı gözlemlere dayanmaktadır.

İbn Haldûn kitabını H. 776 / 1374-1375 yılı ortalarında tamamladığını söyler. Uzun yıllar boyunca yalnızca İslâm coğrafyasında bilinen ve çok sayıda kopyası yapılan eserin, bazı bölümlerinin Latince’ye tercümelerinin yapıldığı bilinmektedir. Ancak bu eserin bir bütün halinde batı dillerine ilk tercümesi William Mac Guckin isimli ancak daha çok Baron de Slane adıyla tanınan kişi tarafından 1862-1868 tarihleri arasında Fransızca olarak yapılır. Yüz yıla yakın bir süre sonra bu kez Franz Rosenthal 1958’de İngilizce, Vincent Monteil ise 1967’de Fransızca tercümelerini batı dillerine kazandırır.

Mukaddime”nin günümüze kadar dilimize beş adet tercümesi yapılmıştır. Bunlardan ilkine 1730-1731 tarihinde dönemin şeyhülislamı olan Pirîzâde Mehmed Sâhip Efendi tarafından başlanmış olup, XIX. yüzyılda Ahmed Cevdet Paşa tarafından tamamlanmıştır. Cumhuriyet döneminde Zâkir Kâdirî Ugan (1968), Turan Dursun (1977), Süleyman Uludağ (1982) ve son olarak Halil Kendir (2004) tarafından yapılan tercümelerden Turan Dursun tarafından yapılan tercüme yarım kalmıştır.

Cemil Meriç, Ugan çevirisinin ciddiyetsiz olduğu, yayınevinin de işin ciddiyetinden habersiz olduğu eleştirisini yapar. Dursun çevirisi Marksist bir bakış açısı ile değerlendirmelerde bulunduğu ve tamamlanmadığı için çoğunlukla görmezden gelinmektedir. Uludağ çevirisi ise bazı tercüme yanlışları, ifade bozuklukları, atlamalar, lüzumsuz açıklamalar ve baskı yanlışları içerdiği için eleştirilmektedir.

Son olarak yapılan Kendir çevirisi genel olarak kabul görmekle birlikte özellikle Arapça ifadelerin şiirsel akışına yeteri kadar ulaşamadığı görüşüyle eleştirilmektedir. Ancak bu nitelikte bir kitabın olmazsa olmazı olan dizin ne yazık ki her üç tercümede de bulunmuyor. Mukaddime’nin geniş bir heyet tarafından açıklamalar ve dizin içeren bir tercümesinin yapılması şart.

Tercüme, bazı yazarlarca, “Bir eserin başka bir dilde yeniden doğuşu” olarak ifade edilir. Tercüme yalnızca bir eserin, bir dilden başka bir dile çevrilmesi değildir. Özellikle yazılmasından 650 yıla yakın bir süre sonra yapılan tercümenin elbette eleştirilecek bazı yönleri olabilir.

Ancak her şeyden önce bu önemli eserin dilimize kazandırılması önemlidir. Zaman içinde bazı kavramlar değişmiş, yazarın anlatmak istediği olaylar ve ulaştığı sonuç hakkındaki düşünceler farklılaşmış olabilir. Bir toplum için tabii karşılanan bir durum başka bir toplum ve çağ için kabul edilemez bir nitelik olarak değerlendirilebilir.

Suriye asıllı iktisatçı Charles Issawi; “... Mukaddime henüz bir başka dile çevrilemez. Önce dünya kitaplıklarındaki bütün İbn Haldûn yazmaları karşılaştırılmalı, bir edisyon kritiği yapılmalı. Daha sonra bir İbn Haldûn sözlüğü hazırlanmalı ve Haldûn tercümesi yapacak kişiler bir araya gelerek kullanacakları kelimelerin anlamları üzerinde anlaşmalı...” demekte.

Oldukça uzun ve zahmetli bir çalışma, yapılması gerekir mi? Elbette geç bile kalınmıştır, örneğin tüm dünyaya örnek olması açısından İbn Haldûn ismini taşıyan üniversite uluslararası bir çalışma başlatabilir. Bu tür bir çalışma hem onu başlatan üniversiteye hem de ülkemize büyük bir prestij sağlayacak, bilimsel alanda saygınlık kazandıracaktır.

Üç yüz yıl önce “Mukaddime”nin Türkçe’ye kazandırılması için yapılan çalışmalarda oldukça başarılı sonuçlar alındığını düşünmekteyim. Yukarıda sözünü ettiğim dört tercüme de elimin altında, anlam kargaşası gördüğüm bölümleri dördünden de faydalanarak çözümlemeye çalışıyorum. Özellikle kitabın dördüncü; “Ülkeler, şehirler ve diğer meskûn yerler” başlıklı bölümü her zaman ilgimi çeken, zaman zaman alıntılar yaptığın bölümdür.

Yazıldığından bu yana yüzlerce yıl geçmesine rağmen İbn Haldûn’un tespitleri ve çözüm önerileri hâlâ güncelliğini korumakta. Beşinci bölümün, yirmi beşinci faslı olan “Yapı Sanatı Hakkındaki” bölüm yalnızca mimar ve şehircilerin değil, şehir ve şehir yaşantısı hakkında fikir sahibi olmak isteyen kişilerin tekrar tekrar okuması gereken bir metindir.

... Değişik şehirlerdeki binaların durumları birbirinden farklıdır. Her bir şehrin, oradaki halkın zevklerine, zenginlik ve fakirlik durumuna uyan bir yapı tarzı vardır. Bu durum aynı şehirde yaşayan insanlar içinde geçerlidir Bazıları çok büyük ve geniş saraylar ve konaklar yaptırırlar… Duvarlarını taştan yaparlar ve üzerini de boya ve kireç ile badana ederler… Bazıları ise sadece kendisinin, eşinin ve çocuklarının barınma ihtiyacını karşılayacak küçücük evcikler yaparlar. Bunun ötesinde bir şey düşünmezler. Zaten büyük binalar yaptıracak güçleri de yoktur. Binalar bu iki uç arasında sayılamayacak kadar farklılık gösterir...

Bunca farklılık gösteren binaları, akıllıca oluşturulan basit ve uygulanabilir kurallar ile inşa etmek, insanların farklı yaşantı ve düşüncelerini aksettirecek şekilde oluşturmak varken, hâlâ bizim düşündüğümüz şekilde yapı yapacaksın diye direnmenin sonuçlarını gördükçe, niçin aklın öncülüğünde bu işleri çözemiyoruz, niçin bunca sermayeyi ziyan ediyoruz diye düşünmekten kendimi alamıyorum...

İbn-i Haldûn, Mukaddime, Çev. Halil Kendir, İstanbul, 2018.

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN