Liyakat, Fazilet, Cesaret ve Fedakârlık...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Liyakat, Fazilet, Cesaret ve Fedakârlık...

KAYDIRIN

< Geri dönün

LİYAKAT, FAZİLET, CESARET VE FEDAKÂRLIK 

Milliyet Gazetesi, 4 Şubat 2023, s. 2.

Mustafa Kemal Atatürk’ün özel eşyalarından biri Anıtkabir’deki 1372 katalog numaralı “Les Turcs Anciens et Modernes”dir. Atatürk’ün, el yazısı ile zaman zaman sayfa kenarlarına aldığı notlar ve altını çizdiği cümlelerden bu eseri defalarca okumuş olduğu anlaşılmaktadır. 1869 yılında İstanbul’da Fransızca olarak basılan bu kitabın yazarı Türk tarihinde “Mustafa Celâleddin Paşa” ismiyle bilinen Konstanty Borzęcki isimli bir Polonyalı’dır.

Kimdir Borzęcki?

Konstanty Borzęcki, 10 Nisan 1826 günü Polonya’nın Sulmierzyce şehrinde ikamet eden Jozefa ile Wincenty Borzęcki’nin çocukları olarak dünyaya gelir. 14 Mayıs 1826 günü vaftiz edilerek nüfusa kaydı yapılır. Konstanty Borzęcki’nin babası zengin olmamakla beraber çok eski ve köklü bir ailenin ileri gelenlerinden olup, “Polkozic” (erkek keçinin yarısı anlamını taşır) armasını kullanmaktadır. Bu soylu aile Lehistan Krallığı’nda hem askerî alanda hem de sivil yönetimde önemli roller üstlenen kişiler yetiştirmiştir. Konstanty Borzęcki ailenin ikinci çocuğudur. İlk çocuk Ignacy Borzęcki ruhban sınıfına katılır. Üçüncü çocuk Julian Borzęcki babası gibi askerlik yolunu seçip Rus Ordusu’na girer ve teğmen rütbesi taşırken Moskova’da vefat eder. Dördüncü çocuk Teofil Borzęcki, en küçük kardeşi Narcyz Borzęcki ile birlikte çiftçilikle uğraşır, doğduğu toprakları terk etmezler.

Konstanty Borzęcki diğer kardeşleri gibi Piotrkow’da lise tahsili yapar ve sonrasında da Varşova Güzel Sanatlar Okulu’na devam eder. Bu konuda yetenekli olmasına rağmen iki yıl sonra okulu terk ederek Katolik din okuluna devam etmeye başlar. Bu tarihlerde Lehistan bağımsız bir devlet değildir. Ülkenin bir bölümü Rusya, diğer kısımları ise Avusturya ve Prusya’nın işgali altındadır. Ülkenin paylaşılması anlamına gelen bu durum özellikle gençlerin hiç hoşuna gitmemekte ve zaman zaman isyankâr davranışlar ortaya çıkmaktadır. 1848 yılı Nisan ayında Prusya’ya ilhak edilen bölümde isyan çıkar, bir arkadaşı ile okuldan kaçarak bu isyana katılan Konstanty Borzęcki, isyanın kısa süre içinde bastırılması sonucu tutuklanır. Birkaç hafta süren tutukluluğu sonrası Fransa’ya gitmek üzere pasaport alır. Bu arada resim çalışmalarına devam etmekte olup, bu süre içinde yaptığı resimlerin bazıları Polonya’daki müzelerde teşhir edilmektedir.

Müslüman oluşu

Konstanty Borzęcki, Fransa’da askere katılmak için çaba harcar ama başarılı olamaz. Tam bu sırada Osmanlı İmparatorluğu, Polonyalı mültecileri ülkesine kabul edeceğini bütün dünyaya duyurur. Bunun üzerine Konstanty Borzęcki, 1849 yılında Fransa’dan İstanbul’a gelir. O sırada Osmanlı Ordusu’nda çok sayıda Polonyalı subay görev yapmaktadır. Bu subaylar vasıtasıyla başvurduğu Mektebi Harbiye’de Fransız subaylar tarafından imtihan edilerek “Erkan-ı Harp” sınıfına dahil edilir ve yüzbaşı rütbesiyle orduda görevlendirilir. Harita çizimindeki üstün yeteneği ve birkaç yabancı dil (Lehçe, Fransızca, Almanca, Rusça ve Latince) bilmesi nedeniyle kısa süre içinde dikkatleri üzerine çeker. İki yıl sonra dönemin şeyhülislamına giderek Müslüman olur ve kendisine “Mustafa Celâleddin” adı verilir. Orduya katıldıktan sonra dört vatandaşı ile birlikte Doğu Anadolu’daki birliklerde görevlendirilir. Diyarbakır’da Müşir Mehmet Reşid Paşa onları kabul ederek her biri ile ayrı ayrı görüşür ve Mustafa Celâleddin’i yanında alıkoyarak diğerlerini çeşitli birliklerde görevlendirir. Diyarbakır ve sonrasında Van’da görev yapan Mustafa Celâleddin Avrupa’da yayınlanan askerlik ve mühendislik kitaplarını getirtip kendi kendini yetiştirmeye çalışır. Bu arada bir müstahdem mevki modeli hazırlayarak komutanına sunar. İstanbul’dan birliğe katılan Albay Abdi Bey, bu modelin bir işe yaramayacağını ileri sürerek uygulanmasına mâni olmak ister. Ancak Mehmet Reşid Paşa, Mustafa Celâleddin’i bu işin yapımı için görevlendirir. Yapılan müstahkem mevki büyük taktir toplar ve başlangıçta yapımına karşı çıkan Abdi Bey paşalığa terfi eder. Kısa süre sonra birlikte İstanbul’a dönerler.

Takdir belgesi

İstanbul’a dönüşlerinde Erkan-ı Harp komutanlarından biri olan Ömer Paşa’nın ilgisini çeker ve maiyetine katılır, daha sonra bu ilgi artar ve büyük kızı Saffet Hanım ile evlenmesi kararlaştırılır. Bu evliliğin yanı sıra çalışkanlığı, cesur ve mert bir asker olması hızla yükselmesine yardımcı olur. Batum’da kalan Osmanlı Ordusu’na komutanlık ederek, yaptığı muharebelerde cesaret ve sadakati ile takdir edilir. Bir dönem görev yaptığı Kırım Savaşı sırasında iki kez yaralanmasına rağmen görevine devam eder. Bu savaşlar sırasındaki davranışlarını değerlendiren Müşir Ahmed Selim Paşa, “Mustafa Celâleddin Bey, her zaman emirlere, kanunlara ve sultanın buyruklarına uygun davranmıştır. Bu vesika, onun meziyet ve sadakatinin bir belgesidir” demiştir. Irak cephesinde de savaşan Mustafa Celâleddin Bey, burada da Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın takdirine mazhar olur; “Hicaz ve Irak’ta Sultan ordusunun komutanlığına tayin edilmiş olan Mustafa Celâleddin Bey, bütün savaşlar süresince cesaret ve fedakârlık göstermiştir. Çeşitli faziletlerini bilerek bu belge kendisine verilmiştir.”

Şehit olur

Girit İsyanı sırasında 1867 yılında Ömer Lütfi Paşa ile birlikte adaya giden Mustafa Celâleddin Bey 41 yaşında Mirliva rütbesine yükseltilir. Girit’teki isyan bastırıldıktan sonra Şumlu’ya gönderilen paşa, bir süre sonra Manastır’da görev yapar. Kısa bir süre sonra İstanbul’a döndüğünde emekli edildiği haberini alır. Mustafa Celâleddin Paşa Rusya’nın çıkarları için tehlikeli bir kişiliktir ve Türkiye’ye güç kazandırmaktadır. Bu nedenle döneminin önemli kişilerinden biri olan Hüseyin Avni Paşa’nın hışmına uğrar. Serdarlık makamında kısa bir süre kalan Hüseyin Avni Paşa’nın bu görevden uzaklaştırılması üzerine yeniden genel kurmay üyesi yapılan Mustafa Celâleddin Paşa, Sırbistan ve Karadağ’da bulunan ordunun komutanlığına atanır. Bu görev sırasında Karadağ Ordusu ile girilen bir muharebe sırasında yaralanır. 10 Ekim 1876 günü, elli yaşında şehit olur, Karadağ’ın Spuz kentinde defnedilir.

Eski ve Modern Türkler

Polonya’nın Sulmierzyce şehrinde başlayan hayat serüveni Osmanlı Ordusu’nda yirmi dokuz yıl süren görev sonrası Karadağ’ın bir köyünde son bulur. Mustafa Celâleddin Paşa cesur ve liyakatli bir asker olarak cepheden cepheye koşuşturmuştur. İstanbul’da kaldığı süre içinde “Basiret” ve “Courrier d’Orient” gazetelerinde makaleler yazdığı da bilinmektedir.

Amerikalı tarihçi Roderic Davison, “Yaşamının sonuna kadar ilk deneyimlerinden kalma etkilerle amansız bir Rus düşmanı olduğu kadar, Türklüğe olan sevgisi de aynı ölçüde kuvvetliydi” yorumunu yapmıştır. Mustafa Celâleddin Paşa hakkında, ölümünden elli yedi yıl sonra Varşova’da yapılan bir toplantı sırasında Yusuf Akçura, “Biz Türkler, askerî sahada onun faaliyetlerine karşı büyük hayranlık ve derin minnet borçluyuz” der.

Mustafa Celâleddin Paşa’nın kendinden sonraki kuşaklara en büyük armağanı 1869 yılında İstanbul’da basılan Fransızca “Les Turcs Anciens et Modernes” isimli kitabıdır. Bir yıl sonra Paris’te tekrar basılan bu kitap 2014 yılında Güven Berker’in tercümesiyle “Eski ve Modern Türkler” başlığı ile günümüz Türkçesi’yle yayınlandı. 362 sayfa olan bu kitap yazarı tarafından Sultan Abdülaziz’e ithaf edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilelebet yaşaması ve tebaasının refahını sağlamak için devletçe neler yapılması gerektiğine dair uygulama önerileri içeren bu kitaptan da yarın ki yazımda bahsedeceğim. Mustafa Celâleddin Paşa, Nâzım Hikmet'in anne tarafından büyük dedesi aynı zamanda eşim Renan’ın da büyük büyük babasıdır. Birlikte yaşadığımız bunca yıl sonra onun kökenlerine bir vefa borcum olduğunu düşünmekteyim...

Mustafa Celâlettin Paşa, (Çev. Güven Beker), Eski ve Modern Türkler, İstanbul, 2014.

Jerzy S. Latka, Lehistan’dan Gelen Şehit, İstanbul, 1987. 

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN