Kibir Üzerine...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Kibir Üzerine...

KAYDIRIN

< Geri dönün

KİBİR ÜZERİNE 

Milliyet Gazetesi, 6 Aralık 2020, s. 16.

Arapçadan dilimize geçen kibir kelimesi; büyüklük taslama, kendini herkesten üstün görme, yüksekten bakma, burun büyüklüğü olarak tarif edilir. Kuran’ı Kerim’in beş suresinde (Nahl, Sâffât, Gâfir, A’râf ve En’âm) kibir kelimesi veya kibre yapılan atıflar bulunmaktadır. Özellikle En’âm Suresi’nin 110. Ayeti’ndeki; “Biz, körce ileri geri yalpalayıp dursunlar diye onları küstahça kibirleri ile baş başa bırakırız.” ile Nahl Suresi’nin 23. Ayeti’ndeki; “Allah, kibirlileri sevmez.” sözleri kibrin Allah tarafından hoş görülmediğinin en açık ifadesidir.

İslâm kültürü içinde önemli bir yeri olan, Nişabur yakınlarındaki Kuçan kasabasında Temmuz 986 yılında doğup, Nişabur’da eğitim alan ve Aralık 1072 tarihinde Nişabur’da vefat eden Abdülkerîm b. Hevâzin Kuşeyri, kendi adını taşıyan risalesinde (Kuşeyri Risalesi) “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete girmeyecektir.” demekte.

İnsan doğası gereği, kendini diğer insanlardan üstün görme hissine sahiptir. Kendimizi diğer insanlardan üstün değil farklı görmek, farklı istekleri, farklı beğenileri, farklı düşünceleri olduğunu hissettirmek daha doğru bir yoldur. Hissettirmek dedim, hissettirmek ile kabul ettirmek arasında önemli bir fark vardır. Bir arada yaşarken farklılığımızı diğer insanların da fark ederek bize karşı kendi kabullerini öne sürmelerine kayıtsız kalmak en tabii hakkımızdır. Ancak bunu yaparken çok nazik ve duyarlı olmamız gerekir, kendi düşüncelerimiz ve yaşam felsefemiz kendimizi diğer kişilerden üstün görmemizi gerektirmez, yaşamı farklı algıladığımızı gösterir.

Elbette yaşam içinde hemen her zaman gizli bir büyüklenme hissi taşımak durumundayız. Var olmanın temel güdüsü büyüklük iddiasıdır. Başarılı olmak için çalışmak, farklı bir düşünceyi geliştirmek, yaptığımız işte aranır olmak, toplum tarafından değerli görülmek bir anlamda içimizde olan kibir duygusundan kaynaklanır. Ancak her şeyin olduğu gibi bunun da bir ölçüsünün olması gerekir. Kişisel olarak başarıya erişmek için var olduğuna inandığım bu gibi duygular başka insanları rahatsız edici boyutlara ulaşmamalıdır. Bu konuda insanın hemen her zaman kendini denetlemesi ve karşısındaki insanların da benzer duygular taşıdığını ve onları rahatsız edecek bir üstünlük gösterisinin, kibir olarak değerlendirilmesine yol açabileceğini unutmaması gerekir.

Kibirli insanlar, kibirlerinin büyüklüğü oranında başkalarını düşünmez, kendi değeri yanında onların herhangi bir değerinin olmadığını düşünür.

Çok sayıda Hadisi Şerif’te de kibir aşağılanır ve hoş görülmez; Yunus Emre Risâletü’n Nushiyye (Nasihatlar Kitabı) isimli mesnevisinde kibirden uzak durmayı önerir.

Kibir kötü huydur, haramdır. Allah’ı unutmanın alametidir. Kibirli olan, iyi insan olamaz. Kibirli değilim diyen kibirlidir. Kibir her iyiliğe engeldir, her kötülüğün anahtarıdır.

Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen cehenneme hazırlansın.

Hz. Ebubekir’de bu konuda önemli bir öğüt verir;

Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp tekrar toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.

Günümüzde pek çok kişinin fazlaca kibir içinde olduğunu, çevresindeki insanlara yüksekten bakıp, onları hor görmesine şahit oldukça ne oldu da bizim toplumumuzda kibir bu kadar gelişti diye düşünmekteyim.

Sanırım gerek aile içi gerekse okul eğitimimizde bir hata yapmaktayız. Bir insanda kibir duygusunun gelişmesi küçük yaşlarda aile içindeki eğitimi sırasında başlar. Anne ve babasının konuşmaları ve davranışları çok küçük yaştaki çocuklarda ömür boyu süren izler bırakır. Küçük yaşlarda yaşadığı çevredeki insanları küçük gören, onların gerek ekonomik durumları gerekse yaşamlarını eleştiren konuşmalar, çocuklarda büyüklük hissinin gelişmesine vesile olur. Bir süre sonra o da tıpkı büyüklerinin yaptığı gibi, kendi dışındaki insanları küçük görmeye, kibir duygusunu alabildiğine geliştirmeye başlar.

Hükümdar ve yöneticilere yol göstermek için yazılmış “Kelile ve Dimne” kitabında Baykuş’lar ile Karga’lar arasında geçen savaşı anlatan bir bölüm vardır. Sonuçta kargalara eziyet eden, baykuşlar yenilirler. Bu hikâyeyi dinleyen hükümdar anlatıcıya sorar, bu iş nasıl oldu?

- Nasıl olacak? Gurur, kibir, şımarıklık... Üstelik âcizdiler pek çok yönden. Daha bir sürü kötü vasıfları var ya neyse.

Bütün dinler ve ahlak kuralları kibri hoş görmez. Dante ünlü eseri “İlahi Komedya”da kibir günahlıları için üç manzume kaleme alır. Kibirli insanlar, cehenneme gitmeden önce uzun bir süre Araf’ta kalıp büyük acılar çekmektedirler.

Ey zekâ gözleri sönüp de geri adımlara bel bağlayan kibirli insanlar, zavallı bahtsızlar! Bizim kendi savunmasına imkân olmadan adalete doğru uçan, o ruha vücut vermek için yaratılmış mahluklar olduğumuzu anlamıyor musunuz?

Böyle kibirlenmenize sebep ne ki! Gelişmeleri yarım kalmış mahlukları andıran şekilsiz böceklerden başka nesiniz?

Özellikle kamuda görev yapan veya göreve talip olan insanların kibir duygusundan uzak durmaları, büyüklenmemeleri gerekir. Topluma hizmet etmek için üstlendikleri görev onları zaten onurlandırmaktadır, kamu kaynaklarını sıkıntı çekmemeleri, hizmet de zaaf taşımamaları için kullanmakta önceliklidirler. Bu görevin bir gün biteceğini, kendilerinin yukardan baktıkları insanlar seviyesine ineceklerini hiç unutmamalıdırlar. Kibirli insanların oluşturduğu birliktelikler uzun süreli olmaz, kibir yok oluşun başlangıcı, insanın en zayıf olduğu yönüdür, asla kibrin cazibesine kapılmamak gerekir...

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN