Kaçak Yapı Üzerine...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Kaçak Yapı Üzerine...

KAYDIRIN

< Geri dönün

KAÇAK YAPI ÜZERİNE

Milliyet Gazetesi, 22 Ekim 2023, s. 5. 

1965 yılında mimarlık eğitimine başladığımdan beri kaçak yapı sorununu duyarım, zaman zaman yazılı basında, zaman zaman görsel medyada kaçak yapıların yıkımı gündeme gelir. Hiç kimsenin, öncelikle de yöneticilerin “Niçin bu kadar kaçak yapı yapılıyor?” diye bir araştırma yaptığını, kaçak yapı yapanlara “Niçin kaçak yapı yapıyorsunuz?” diye soru sorduklarını bugüne dek duymadım.

Kaçak yapı yapılmasının temel nedeni ülkemizdeki planlama anlayışıdır. Gerek merkezî gerekse yerel yönetimlerin imar iskân hareketlerini bir spekülasyon amacı olarak görmeleri ve bu faaliyetlerden pay alma istekleridir. “Kral çıplak” diye bir söz vardır, ama bizim ülkemizde anlaşılan kralın çıplak olduğunu söylemek için bu konudaki otoritelerden izin almak gerekiyor. Eğer böylesi bir izniniz yoksa bürokrasi gözünde bir kara koyun oluyor, dönen tekerleğe çomak sokan olarak görülüyorsunuz. Ülkemizde, adı ne olursa olsun her tür imar planı, siyaset ve büyük ölçüde bürokrasinin talimat ve denetimi altında yapılmakta ve uygulanmaktadır. Seksen yıla yaklaşan demokrasi denememize ve anayasal hükümlere rağmen hâlâ ülke genelinde uygulanan yaygın bir imar planı yapma esas ve usulleri belirlenmemiştir. Her ne kadar uluslararası kabuller çerçevesinde imar planlarına sahibiz denilse de bu planların bir bütün olarak gerçekleşmesi çok az, nerede ise imkânsızdır.

Belediye Meclisi

Yirmi yıl belediye meclis üyeliğinde bulundum. İlk yılımda biraz da merakımdan, on beşinci yılımda ise Başkanın önerisi ve ricası üzerine bir yıl imar komisyonu başkanlığı yaptım. Geri kalan on sekiz yıl boyunca imar komisyonu ve imarla ilgili istek ve taleplerden uzak durdum. Belediye Meclisine üye seçilenlerin çoğu eğitim durumuna ve konuya hâkimiyetlerine bakmaksızın imar komisyonuna üye olmak isterler, bunun için her tür kulise girişirler, eğer üye olamazlarsa komisyon kapısından da eksik olmazlar. Çünkü belediyelerin hemen her daim toplanan, işi başından aşkın, gelenin gidenin eksilmediği tek komisyonu imar komisyonudur. Hemen her toplantı gündeminde, eğer politik bir gerginlik olmazsa kısa süre içinde konuşulup karara bağlanan işler dışındaki tek konu imar planı tadilatlarıdır. Hoş bu konuların gerçek tartışmaları, siyasi pazarlıkları imar komisyonunda yapılsa da zaman zaman mecliste de kayıkçı kavgası türünden tartışmalar olur.

İmar planı tadilatları

Peki niçin imar planlarında bu kadar çok tadilat yapılmaktadır? Hiç kimse gerçekten bu konuda aklını yormuş mudur? İmar planlarında sık sık tadilat yapılmasının temel nedeni uygulanmakta olan imar planlarının gerçek ile alakasının olmamasıdır. Uzun yıllar boyunca serbest mimarlık faaliyeti sürdüren, bir dönem koruma kurulu üyeliği ve başkanlığı yapan, yirmi yıl belediye meclis üyeliği görevini üstlenen bir kişi olarak size açıklıkla belirtmek isterim ki bu bozukluğun temel nedeni uygulanmakta olan her ölçekteki “İmar planları”dır.

Her ne kadar çok sayıda imar planı yapma yönetmeliğimiz varsa da bozukluğun temel nedeni bu çokluktur. Dört yüz yılı aşkın bir süre önce Descartes, “Bir ülkedeki kanunların çokluğu bozukluklara neden teşkil eder, az sayıda fakat uygulanabilen kanunlar ülkenin düzenini gösterir.” demekte. Descartes anlaşılan günümüz Türkiye’sini teşhis etmiş. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24. Dönem milletvekillerinin 122’si, 25. Dönem milletvekillerinin 118’i, 27. Dönem milletvekillerinin 95’i hukuk fakültesi mezunuydu. Bunca hukukçunun bulunduğu meclisin bu konudaki zafiyeti nasıl açıklanabilir? Bir araştırmaya göre ülkemizde mevcut yapıların %50’si, yani yarısı kaçak veya iskân müracaatında bulunmamış. Bu nasıl bir orandır ki, ülkenin yarısı hukuk dışı bir durumla karşı karşıya kalmaya mecbur olup devletin ve yerel yönetimlerin tehdidi altında yaşamayı kabul edebilmektedir? İmar affı isteği devletin ve yerel yönetimlerin her daim tehdidi altında yaşamakta olan bu insanların talebi doğrultusunda oluşmakta olup bu konudaki tek hal yolunun af olduğu düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Hal yolu

Bu durumun yanlışlığı ortadayken hal yoluna gitmemenin temel nedeni, var olan problemleri çözmek yerine, devamının kişisel çıkar için daha kârlı olduğu düşüncesidir. Bu düşünce uygar olmaya niyetlenmiş bir toplum için kabul edilebilir bir davranış değildir. Her şeyden önce imar-iskân faaliyetlerinin siyaset dışı bir kuruma devredilmesi gerekir. Çoğu ülkenin gıpta ile bakmakta olduğumuz düzenli şehirleri böyle oluşmuştur. Dejenerasyonun önüne ancak bu tür bağımsız ve hesap verecek kurumlarla geçmek mümkündür. Ülkemizde bulunan otuz iki devlet üniversitesinde şehircilik bölümü bulunmasına karşın, sadece üç vakıf üniversitesinde (ikisi Ankara’da, biri Nevşehir’de) şehircilik bölümü bulunmaktadır. Her ne kadar her sene bu okulların kaç mezun verdiğine dair bir bilgiye ulaşamasam da asgari onar kişi mezun olsa, her yıl üç yüz elli şehircilik mezunu gence iş bulmak gerekmektedir. Şehirlerimizin içinde bulunduğu keşmekeş ortada olduğuna göre yeni mezunlar ne yapacak? Ya bu bozukluğa katkı sağlayacaklar ya da üniversite mezunu olmalarına rağmen meslek dışı işlerle uğraşmaya başlayacaklardır. Uzun yıllar eğitim faaliyetinde görev almış biri olarak okulda öğrendikleri ile kendilerinden istenenler arasındaki farkı görünce ya bu bozukluğa uyum sağlayacaklar ya da terki meslek edeceklerdir.

Masa başı çalışma

Masa başında yapılan imar planları yeni açılacak hali araziler için belirli bir oranda gerçeklik taşısa da teşekkül etmiş, hemen hemen tümü iskân edilmiş alanlar için hiçbir geçerliliği olmayan çalışmalar olup bir anlamda emek ve kâğıt israfıdır. Bu meselenin halli ancak her şehir ve belirli ölçüde gelişmiş ilçeler için birer “Şehir mimarı” atanmasından geçer. En az beş yıl süre ile atanan ve mahkeme kararı olmaksızın görevden alınamayan bir şehir otoritesi bu işin çözümü için çıkış yolu olabilir. Ancak daha önce uygulanmakta olan imar kanunu, imarla ilgili her tür yönetmelik ve idari kararın iptali ile bir bütün hâlinde hazırlanacak imar mevzuatının yenilenmesi gerekir.

Eğer bugüne kadar uygulanmakta olan imar kanunu, imar yönetmelikleri ve imar planları doğru ise devlet ve yerel yönetimlere ait yapıları bir yana bırakırsak nerede ise ülkede bulunan yapıların %50’si kaçak görülmekte. Bizim toplumumuz bu kadar ahlaksız mı? Yoksa uygulanmayan, uygulanamayan imar planları mı bu bozukluğa yol açıyor? Anlaşılan insanlarımızın büyük bir çoğunluğu yalnızca bu nedenle devletin tehdidi altında ve bir an önce bu tehditten kurtulmak için siyasetçileri sıkıştırıyor. Problemlerini çözmek için bitmez tükenmez isteklerde bulunuyorlar.

Şehirlerimizi bugün içinde bulundukları keşmekeşten kurtarmak için yeni bir “İmar kodeksi” oluşturmak, her şehre ve ilçeye, seçim öncesi ismi açıklanacak bir “Şehir mimarı” atamak, ona bir danışma kurulu oluşturmak ve yeni bir seçime kadar bu kişinin görevde kalmasını sağlamak gerekmekte. Ülkemizdeki imar-iskân kaosunun başka türlü halledilmesi mümkün değil...

Nâgehân ol şâra vardım,
Ol şârı yapılır gördüm.
Ben dahi bile yapıldım,
Taş u toprak arasında.

Hacı Bayrâm-ı Velî

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN