Helal ve Haram Üzerine...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Helal ve Haram Üzerine...

KAYDIRIN

< Geri dönün

Helal ve Haram Üzerine 

Milliyet Gazetesi , 12 Haziran 2022, s. 5.

“Helal’in adı kaldı, gören yok, haram kapışıldı doyan yok.”

Yusuf Has Hacib (1017-1070)

Haram sözlüklerde, “Helalin karşıtı olarak, dinin kesin bir dille yasakladığı, işlenmesi azabı, inkâr edilmesi küfrü gerektiren hareket veya davranış; dokunulması yasaklanmış, doğru olmayan, hak olmayan şey” olarak açıklanmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de Nahl Suresi’nin, 116. Ayeti’nde; “Kendi yalanınızı Allah’a isnat ederek öyle dilinize geldiği gibi yalan yanlış ‘bu helâldir, şu haramdır’ demeyin, çünkü haberiniz olsun, Allah’a yalan isnat edenler asla kurtuluşa erişemezler!” hükmü bulunmaktadır. Tahrîm Suresi’nin, 1. Ayeti’nde ise; “Ey peygamber! Eşlerinden herhangi birini memnun etmek için, neden Allah’ın helâl kıldığı şeyleri kendine haram kılıyorsun?” denilmektedir.

Nahl Suresi’nde söz edilen konu, Allah’ın helal kıldığı herhangi bir şeyi haram görmenin, bu davranışın bir başka kişiyi memnun etmek için bile olsa kabul edilemezliğidir. Osman Keskioğlu, “Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe Açıklaması” isimli kitabında bu hükmü; “İslam’da helâl belli haram bellidir. Bu yolda delilsiz hüküm vermek yanlıştır, haramdır. Haram olana helâl demek nasıl günah ise helâl olan şeye haram demek de günahtır.” diye yorumlamaktadır.

Son zamanlarda artan bir hızla söz konusu helal ve haram meselesinde önüne gelen hüküm üretmekte ve helali haram, haramı ise helal olarak açıklamak da hiçbir endişe duymamaktadır. Bu gibi açıklamalarda bulunanların büyük bir bölümü sözde topluma önderlik etme göreviyle vazifelendirilmiş kişilerdir. Kendi düşünceleri ve kültürleri doğrultusunda söyledikleri şeylerin Nahl Suresi’nin, 116. Ayeti’nde açık bir şekilde belirtildiği gibi büyük günah olduğunun, bu söylemleriyle kurtuluşa hiçbir zaman erişemeyeceklerinin farkında değiller mi? Yoksa Tahrîm Suresi’nde belirtildiği şekilde birilerini memnun etmek, popüler olmak için açıkça belirtilen bir hükmü ihlal etmeyi göz ardı mı etmektedirler?

Helal ve haram konusu, çok eski dönemlerden beri üzerinde tartışılan ve kesin bir sonuca erişilmesi ne yazık ki mümkün görülmeyen problemdir. İslamiyet’te helal ve haram konusunda yukarıda da örneklerini verdiğim ayetler ile inananlar uyarılmış, doğru yola sevk edilmeye çalışılmıştır, ama doğası gereği insanlık her zaman kolay yolu seçmiş işine geleni, işine geldiği zaman helal işine geldiği zaman haram sayan yorumlarda bulunmuştur. Helal ve haram kavramının temelinde eğitim yatmaktadır. İnsanlığın var oluşundan bu yana, “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi bir başkasına yapmama kuralı” sanırım helal ve haram konusunda da geçerlidir.

Son zamanlarda sık sık karşımıza çıkan bir sorun deniz canlıları konusundaki hükümlerdir. Dini konularda kendilerince hüküm üreten bazı sözde din bilginleri bu konuda kesin bir tavırla, “Balık dışında, midye, istiridye gibi yumuşakçalar ile karides, ıstakoz gibi kabukluları yemenin caiz olmadığını” söylemekteler. Buna karşın En’âm Suresi’nin, 145. Ayeti’nde; “De ki: Bana vahiy edilenlerde leş veya akan kan veya iğrenç bir şey olan domuz eti veya üzerinde Allah’tan başka bir ismin anıldığı günahkarca bir kurban dışında yenmesi yasak olan hiçbir şey görmüyorum. Ama kişi zaruret içindeyse, aç gözlüce saldırmadan ve zaruri ihtiyacını da aşmadan bunlardan da yiyebilir. Çünkü Rabbiniz çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.” hükmü bulunmaktadır. Bazı insanlar, özellikle de inancımız konusunda hüküm üretenler, kendi alışmış oldukları yemek kültürü dışındaki yiyeceklere hoş gözle bakmayıp, onları yemekten uzak durabilirler, ancak bunları haram ilan edip, herkese yasaklamayı marifet sayanlar acaba Yûnus Suresi’nin, 59. Ayeti’ni bilmezler mi? “Kendi yalanlarını Allah’a yakıştıranlar, Kıyamet Günü başlarına gelecek hakkında acaba ne düşünüyorlar?”

Helal ile haram konusunu elbette yiyecekler gibi dar bir alana sıkıştırmak doğru değildir. Ancak Kur’an-ı Kerim’de bu konuda açık hükümler bulunduğu için örnek olması açısından yasaklanmamış bu nedenle helal olan bazı yiyeceklerin haram olduğunu söylemekten kaçınmayan bir düşünce yapısının, bundan öteye kendince helal ve haram kıldığı daha neler olduğunu düşünmemiz gerekir.

Anlaşılan, bazı insanlar çıkarlarını korumak, inanç üzerinden ticaret yapmak için kendilerince bir yol bulmuşlar. Kendini eğitmesi, toplum için faydalı bir insan olması için vahiy edilen kitabı diledikleri gibi yorumlamak için inanmışların çok büyük kesiminin anlamadığı bir dilde kalması için ellerinden geleni yapmaktalar. Kendilerine yaşam için örnek alınacak hükümler içeren Kur’an-ı Kerim’in hangi öğütleri içerdiğinin farkında olmayan, nakil yoluyla bir başkasının yorumuna açık hâle gelen hükümlerle yaşamını sürdürmeye çalışan insanların kurtuluşa ermesi ne derece mümkündür?

“Dinin gayesi ahlâktır, fazilettir. Onun için Kur’ân temiz ve dürüst ahlaklı, olgun bir kimse olarak dünya hayatını geçirmeyi, ruhun yükselmesine çalışarak edebi saadeti sağlamayı öğretir. Kendilerini Allah’a veren öz kullar olmağa çalışmayı emreder. Birbirimize karşı şefkatle davranan iyi kimseler olmamızı ister.”

Helal ve haram konusu yalnızca birer kelimeden ibaret değildir. İnsanın hayatı boyunca dikkat etmesi gereken birer yüce kavramdır. Şahsi ibadetler ile helal haram olmaz, haram ise helal. Çoğunlukla hak yemenin, kul hakkına tecavüz etmenin ibadet ile affolacağı inancının yaygınlaşmakta olduğunu görmekteyim. Kul hakkı kişilerin karşılıklı rızasına bağlı olarak affa mazhar olacak bir husustur. İbadet ile kul hakkı affolmaz, son zamanlarda sık sık karşımıza çıkan bir olay dikkatimi çekiyor, cenaze namazı sırasında bazı insanlar, “Hakkınızı helal edin” denildiğinde “Etmiyorum” demekte. Musalla taşında yatarken verilmeyen bir helalliğin yüce Allah tarafından verilmesini beklemek nasıl bir düşüncedir?

Yazıma, Osman Keskioğlu’nun bir hatırası ile son vermek isterim. “Kahire’de Ezher Üniversitesi’nde okurken, 1938’de Mısırlı yazar M. Ferîd Vecdî’nin Mushaf-ı Müfesser’ini aldım. Bu Araplar için yapılmış Arapça bir tercümedir. Araplar için Arapça tercüme yapılırken, biz Türkler için neden yapmayalım?” dedim.

İnancımızı aracı olmadan pekiştirmek ve iyi bir insan olmak için Kur’an-ı Kerim’i kendi dilimizde okuyup, anlamamız gerekir. Anlamadığımız veya anlayamadığımız noktalarda ise bilimine güvendiğimiz birine danışabiliriz. Toplumumuzda ahlak ve adalet duygusunun gelişmesi için buna çok ihtiyacımız var. Her tür inanç bir grup insanın tekelinde kalırsa dejenere edilmesi kaçınılmaz olur, bu durum ise toplumun bir bölümünün giderek dinden uzaklaşmasına yol açar. Geçmişte görülmüştür ki, inanmadığı hâlde inanmış gibi görünen insanlar toplum için ciddi bir tehdit oluşturmaktadırlar. Gerçekte iman sahibi insanın yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da inanmış olduğunu göstermesi gerekir.

Kültürümüzde bir de “Can ü yürekten bağışladım” anlamına gelen ve halk arasında “Helalühoş” şeklinde kullanılan “Helalühoş olsun” deyimi vardır; “Yaptıklarımı helal ettim, herhangi bir karşılık beklemiyorum, gönlüm hoş, helal olsun” anlamında kullanılan bu sözü de ne yazık ki uzun zamandır duymaz oldum. Anlaşılan artık çoğu kimsenin “Ne helaldir, ne haramdır” konusunda bir endişesi kalmamış gibi, herkes helalini, haramını kendi belirliyor...

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN