Anılarım...
AnasayfaMedyaKöşe Yazıları

Anılarım...

KAYDIRIN

< Geri dönün

ANILARIM

Vatan Kitap, 130, 14 Aralık 2014, s.  28 - 29.

ALMANYA’NIN TÜRK HUKUKUNA HEDİYESİ

Prof. Dr. Ernst E. Hirsch’in “Anılarım” isimli kitabı, Yahudi olduğu için Alman vatandaşlığından çıkarılan bu değerli hukuk adamının 1933 yılından itibaren İstanbul ve Ankara Hukuk Fakültelerinde yaşadıklarını, tespitlerini ve düşüncelerini ele alıyor. “Anılarım” Türk modern hukukunun oluşumuna dair de çok şey anlatıyor.

Eylül 2013 tarihli Kitap Eki’nde “Benim Kitaplarım” başlıklı bir yazım yayımlanmıştı. Bu yazıda çocukluğumdan beri okuduğum kitapları ve onların benim üzerimdeki etkilerini anlatmıştım. Bir süre sonra kitaplığımı karıştırırken elime kırkımdan sonra okuduğum, ama beni çok etkileyen bir kitap geçti. Nasıl olur da bu kitaptan bahsetmeyi unuturum diye hayıflandım ve ilk fırsatta bu kitaptan söz etmeye karar verdim. Tübitak Popüler Bilim Kitapları dizisinden yayımlanan bu kitap günümüze kadar 30 bin adet satılmış ve 12 baskı yapmış. Prof. Dr. Ernst E. Hirsch’in “Anılarım” isimli bu eserini dilimize Fatma Suphi kazandırmış. Ernst Hirsch 1933 yılında Almanya’dan ayrıldıktan sonra 1933-1943 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi’nde, 1943-1952 yılları arasında Ankara Hukuk Fakültesi’nde, toplam 19 yıl boyunca ülkemizde çalışmış bir hukuk adamı. Özellikle Ticaret Hukuku başta olmak üzere pek çok kanunun hazırlanmasında görev almış. “Anılarım” isimli kitap üç bölümden oluşuyor; Kayzer Dönemi, Weimar Cumhuriyeti ve Atatürk Ülkesi.

GOETHE’NİN İKİZ EVİ

Prof. Hirsch 20 Ocak 1902 tarihinde Hessen eyaletinin Friedberg kentinde, Kaiserstrasse sokağı 20 numaralı evde Musevi asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İlginç bir rastlantı olarak doğduğu ev, Goethe’nin 1722 yılında Wetzlar’a giderken bir süre kaldığı evin yerine yapılan ikiz evden biridir. Babası Louis Hirsch, doğduğu evin giriş katında 1828 yılından beri Mayer J. Hirsch firması adı altında varlığını sürdüren bir kumaş ve konfeksiyon mağazası işletmektedir. İlkokulu Friedberg’te “Örnek Okul” adıyla bilinen bir okulda bitirir. Bu sıralarda, tahminen 10 yaşları civarında bir arkadaşı ile birlikte kent arşivinin taşınmasına yardımcı olur. Emil amcası tatile gelip de kent arşivindeki çalışmasını öğrenince, onu elinden tutup Judengasse’deki “Tarihi Hamama” götürür. Bu yapıya her ne kadar Friedbergliler “Roma Hamamı” deseler de, gerçekte bir Yahudi hamamıdır. Hirsch’in daha çocukluğunda farkına vardığı bu üstü örtülmeye çalışılan gerçek; Liebfraunkirche’nin ana giriş kapısının üzerindeki Meryem Yontusu ile Yahudi hamamının kulesi, daha son raları Hirsch’in bu iki anıtı “kentsoylu yaşamında (civitatis, rei publicae) ortaklığın dini inanç ayrılığı ya da ibadet kuralları yüzünden bozulmadığının, taşa yontulmuş birer kanıtıdır. Ya da başka bir deyişle, Alman Yahudilerinin hiç değilse Wetterau bölgesinde ülkenin yerlileri olduklarını ve Alman çevreleriyle bütünleştiklerini pek güzel gösterir” diyecektir. “O iki kule benim için ‘siyasi’ tutumun simgesi oldular. Öyle ki Almanya’nın içinde ve dışında tüyler ürpertici Yahudi düşmanı davranışlar bile bu tutumu sarsamamış ve beni ‘kin’ ya da küskünlük denebilecek duygulardan korumuştur” (s. 37).

Prof. Hirsch’in, çok renkli bir hayatı vardır, benzeri olaylarla ülkemizde karşılaşır. “Nasyonal-sosyalist yönetim sırasında beni Alman vatandaşlığından çıkardıklarında, kültürel anlamı ile ‘Alman’ olmam sona ermedi. Belki hukuken ve politik olarak benim Almanlığıma son vermek mümkündü, ama ‘Almam olmamı’ elimden kimse alamazdı; çünkü Almanlık, benim kimliğimin bir parçasıdır. Aynı şekilde Türk hükümeti bana Türk yurttaşı olma hakkını tanıdığında, ben gerçi Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşı oldum, ama Türkiye’de doğmuş büyümüş bir Türk olmadım. Gerçekliğin böylece açıklanması ile belki şu durumda açıklığa kavuşur. Herhangi bir dine bağlı olup olmamak, kendini içinde doğmuş olduğu ulusun bir parçası olarak görüp görememek, o dini ve ulusu benimseyip benimsememek, yalnızca bireyin kendi bileceği bir şeydir. Örneğin ben, “Altın Kural’ın” içerdiği dinsel ve etik anlamda, Yahudi kaldım. O Altın kural ki, On Emirin ve Hazreti İsa’nın dağdaki vaazının özüdür... Ama benim için asıl etkili rolü, çocukluğumda örnek aldığım insanlar oynamıştır. Çocuk, ahlaka uygun davranışı kendi çevresindekilerinin davranışlarına bakarak öğrenir. Nitekim, baba ocağından ilk gurbete çıktığımda, babamın beni ‘geldiğin yeri unutma, sakın’ sözleriyle uğurlaması boşuna değildi (s. 41).” Prof. Hirsch bu açıklamasını bir dip notu ile de açıklamakta. Luther’in Matha çevirisinde şu sözlerle seslenilir. “İnsanların size ne yapmalarını istiyorsanız siz de onlara onu yapın”. Haham Hillel aynı tarihlerde bu sözü “Senin için hoş olmayan bir şeyi hemcinsine yapma, bütün kanun budur” diye özetlemektedir.

“Bir öğrencinin ancak tek bir sahici görevi olabilir: Öğrenmek. Bu esas görevin karşısında her şey, ne kadar taktire değer olursa olsun, geri planda kalmak zorundadır. Ancak her birey kendi bulunduğu mevkide üstüne düşen görevi layıkıyla yerine getirirse ülkede işler düzgün yürür.” Prof. Hirsch bu sözlerine Horatius’un bir deyişini de eklemiş; “Nil sine magno vita labore debit mortalibus / hayat, ölümlülere hiç bir şeyi büyük emek karşılığı olmadan vermez” (s. 53).
ÇALIŞAN KAZANIR
Sıkı bir gymnasium eğitimini, Prof. Hirsch’in “Çalışan Kazanır” adını verdiği üniversite yılları takip eder. Frankfurt (Main) Üniversitesi ’ne 1920 yılı yaz sömestri için kaydını yaptırır, daha sonra Münih Üniversitesi ’ne devam eder. Hessen Özgür Eyaleti yurttaşı olduğu ve bu nedenle ilk hukuk sınavını kurallar gereği Giessen Eyalet Üniversitesi’nde vermek zorunda olduğu için son sömestri okumak üzere doğduğu topraklara döner. Kendi ifadesine göre “artık bir hukukçu gibi düşünmeyi” öğrenmiştir. O günkü (1920’li yıllar) Prusya sistemine göre ilk devlet sınavı, hukuk alanında hazırlık hizmeti için bir giriş niteliğindedir. Bu nedenle de sınavı, özel olarak Yüksek Eyalet Mahkemeleri tarafından kurulan sınav komisyonları yapmaktadır. Sınav komisyonu iki hâkim ile iki profesörden oluşmakta, sınav ise altı haftalık bir ev ödevi, dört yazılı ve bir sözlü olarak yapılmaktadır. Sınav sonuçları ise aynı komisyon tarafından ortaklaşa değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmede başarılı olmak hakim atanmak için yeterli değildir, kişinin aldığı unvan yalnızca “sınanmış hukuk adayı” olmaktır. Eğer hâkimlik mesleğine girmek, gününün tabiri ile “hâkimlik ehliyeti” almak istenirse üç yıllık hukuki hazırlık hizmetine girmek gerekmektedir. Prof. Hirsch bir başka yolu denemek ister, üniversiteye devam edecek ve doktora yapacaktır. Bir sömestr daha okur ve yoğun bir hazırlık dönemi sonrası 19.3.1924 günü doktora sınavına girer. “Neredeyse tam beş saat boyunca, tek aday olarak, fakültenin tüm kürsü başkanı hocaları tarafından, tüm konularda, soru yağmuruna tutuldum” (s. 138). 50 sene sonra adı Justus-Liebig Üniversitesi olarak değişmesine karşı Hukuk Bilimleri Dekanı kendisine bir özel kutlama mesajı gönderir ve bunun aynı zamanda bir doktora yenileme olduğunu bildirir. Almanya’da üniversiteler arasında yerleşik bir adet vardır. Bir kişi fakültede doktor unvanı kazandıktan sonra, yarım yüz yıl boyunca bilim alanında çalışarak sadece kişisel ün sağlamakla kalmamış, aynı zamanda bir zamanlar kendine doktor unvanı vermiş olan fakültenin de bilimsel itibarını yükseltmiş kişilerin doktoraları yenilenmektedir. Zaman zaman niçin bizde yeteri kadar bilim adamı yetişmiyor diye sormaktayız. Devleti bir yana bırakın, mezun oldukları okul, doktora yaptıkları fakülte bile, başarılı çalışmaları yapan insanları anmakta, onların başarılarına ortak olmakta adam sendeci davrandıkları sürece kim bilimsel alanda çaba göstermek ister ki?

Bir süre bir bankada hukuk danışmanı olarak çalıştıktan sonra, 1.4.1926 günü Hessen Adalet Bakanlığı tarafından stajyerliğe atanır ve Hessen Sulh Mahkemesine gönderilir. Bir yıllık stajyerlik sonrası, bir avukatın veya noterin yanında da bir yıl staj yapması gerektiğinden Frankfurt’ta bir avukatın yanına girer. Avukatlık stajını bir Prusya avukatı ve noterinin yanında yaptığı için, ikinci yılın sonunda bu kere Prusya hukuk hizmetine geçmek için başvuruda bulunur. Başarılı sınav sonuçları nedeniyle bu hizmete atanır. Niyeti büyük devlet sınavına Berlin’de girmek ve yeteneklerini orada kanıtlamaktır. Bu gelişim ona gelecekte Frankfurt am Main Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doçent olma yolunu da açacaktır.

HAYATA YAKIN VE TAM NOT

Bir yıl sonra Berlin’e giderek sınavlara girer. “Bir soru üzerine ‘Kiracı av hayvanlarının kökünü kurutur, köküne darı suyu eker’ dedim. Cevabım sınav komisyonundaki herkesi güldürdü ve hayata yakınlığı dolayısıyla tam not almaya layık görüldü” (s. 159). Tüm çalışmalarda ve yoğun sınav süreçlerinde Hirsch’in yolunu aydınlatan tek bir sözü var. “Sadece kendi kendine yardımcı olabilirsin diyordum içimden” (s. 143). Sanırım ülkemizdeki hemen tüm sınav komisyonları bu cevaptan ve cevaba verilen değerden ders almalıdır. Bir adayın verdiği cevabı “hayata yakınlığı dolayısıyla” tam notla değerlendirmek, bence sınav komisyonunun kalitesini gösteren önemli göstergedir. Berlin sınavı sonrası elde ettiği “fevkalade iyi” derece, onun önünü açar, 1930 yılı başlarında henüz 28 yaşına basmışken, daha önce hem ticaret alanında hem de avukat stajyeri olarak geçirdiği tecrübeler sonrası sadece “Befähigung zum Rechteramt Hakimlik Ehliyetnamesi” almaya hak kazanmaz, aynı zamanda ‘hayat boyu” hakimlik güvencesine de kavuşur.

“1931 yılı Ocak ayı ortalarında, daha Göttingen’de vekaleten hocalık yaptığım sırada, Frankfurt Asliye ve Sulh Mahkemesi Hâkimliğine tayinim geldi. Buna sınırsız derecede sevinmemin ötesinde karıma dönüp, ‘artık sırtımız yere gelmez, hiçbir zaman bir kürsüye çağrılmasam bile; hiçbir şekilde azledilmesi ve iradesi dışında başka yere tayini de mümkün olmayan, kaydı hayat şartıyla bu göreve getirilmiş bir Prusya hâkimiyim’ dedim... Aradan 26 ay geçti geçmedi, bu rüya da bitti!” (s. 171).
30 Mart 1933 günü Eyalet Mahkemesi Başkanı Dr. Hempen, Dr. Hirsch’i makamına çağırarak, Hessen-Nassau eyaletinin Rayh komiseri Dr. Roland Freisler adına, yeni bir haber alınana kadar hâkimlik görevini yerine getirmemesini rica eder. Ömür boyu hâkimlik güvencesi taşıyan Dr. Hirsch, bu öneriye şiddetle karşı çıkar. Dr. Hempen “O takdirde, size şu andan itibaren izinli olduğunuzu resmen bildiriyorum” cevabını verir. Bunun üzerine Reichsgerichtsrat Dr. Bernhard Brandis’e giderek karşılaştığı bu kabul edilemez durumu aktarır. “Genç meslektaşım, sizinle birlikte sessizce tahammül ediyoruz” sözlerini işitir. Dr. Hirsch’in cevabı günümüzde herkese ders olacak niteliktedir. “Kusura bakmayın, sizden yaşça çok genç olduğum halde, sözlerinizi düzeltmek zorundayım: Siz, sessizce tahammül etmiyorsunuz, sessizce müsamaha ediyorsunuz” (s. 181).

Aktardıklarım kitabın ilk iki bölümünden yaptığım alıntılar üzerine. “Atatürk’ün Ülkesinde Bir Hukuk Hocası” adıyla kaleme aldığı üçüncü bölümü siz keşfedin. Sanırım Prof. Ernst Hirsch’in anılarının hepimize vereceği ders, öğreteceği çok şey var. Prof. (Ziyeddin Fahri) Fındıkoğlu bir makalesinde “Ne yazık ki, halkın hayatıyla ilgilenen, kişisel çıkarlarını düşünmeyen, gerçekçi bilgin tipi Türkiye’de ekol oluşturamamıştır” demekte ve ekol oluşturan bilim adamlarına örnek olarak, bir dönem ülkemizde hocalık yapmış üç kişinin adını vermektedir; Prof. (Gerhard) Kessler, Prof. (Fritz) Neumark ve Prof. (Ernst) Hirsch”. Çağdaş Türk Hukuku’nun oluşmasına hayatının on dokuz yılını vermiş bu değerli insan ve bilim adamını rahmetle anmak isterim. Ruhu şad olsun...

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN