Bir İstanbul Panoraması 1955

Bir İstanbul Panoraması 1955

KAYDIRIN

< Geri dönün

1

BİR İSTANBUL PANORAMASI 1955 | İstanbul 2013

Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır.

Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
Elhâk bu ne halet bu ne höş ab u hevâdır...

Ahmed Nedim (1681-1730)

Son yapılan kazılarda ortaya çıktığı gibi, suriçi iskanının geçmişi günümüzden 8000 yıl önceye uzanan İstanbul şehri için birçok çizili belge zamanımıza ulaşmıştır. İlk görüntüsüne Tabula Peutingeriana’da rastladığımız ve zaman içinde Lygos, Byzantion, Antoninia, Nea Rome, Konstantinopolis, Kostantiniyye, nihayet İstanbul adıyla tanınan bu şehir, yüzyıllar boyunca sanatçılara ilham kaynağı olur. İlk olarak 1559 tarihinde Melchior Lorichs’in çizdiği panorama, daha sonra hemen her yüzyılda bir tekrar edilerek fotoğrafın keşfine kadar devam eder. Günümüze ulaşan ilk panorama fotoğraf James Robertson tarafından 1854 tarihinde çekilen karalerdir. Daha sonra Kargopoulo, Abdullah Kardeşler, Gülmez Kardeşler, Guillaime Berggren, Sebah&Joaillier bu geleneği devam ettirirler. İmparatorluğun son bulması ile unutulan bu geneğin, uzun bir aradan sonra yeniden başladığını görmekteyiz.

1955 ile 1956 tarihleri arasında kalan süre içinde çekilen ve sekiz karaden oluşan 20,3x238 cm boyutlarındaki bu panaromanın kimin tarafından çekildiğini ne yazık ki tespit edemedik.

Tünel Meydanı’nda yer alan Metro Han’ın üst katından çekilen bu karalerin tarihlendirilmesinde bazı yapıların yanı sıra, bize yardımcı olan unsurlardan biri de Şehir Hatları vapurları oldu. Galata Kulesi’nin soluna doğru Sirkeci Önlerinde şamadıraya bağlı olarak birbirine yanaşmış teknelerden ön planda yer alan iki beyaz boyalı vapur, 1949 tarihinde hizmete giren ve birbirine eş olan, Büyükdere, Yalova, Anadoluhisarı, Rumelihisarı, Haydarpaşa ve Büyükada yolcu vapurlarından ikisidir. Bu teknelerin daha soluna doğru, baştan ve kıçtan daha şamadıraya bağlı ve gövdesinde “PRUDENTIAL LINES” yazısı okunan büyük şilebin arkasından hızla Galata Köprüsü’ne doğru yol alan ve bacasının önündeki eğri direği seçilen, birbirinin eşi üç gemiden biri olan Beylerbeyi, İstinye ve Yeniköy yolcu vapurları ise 1951 tarihinde hizmete girerler. Ayasofya’nın hemen önüne denk gelen Sirkeci rıhtımına kıçtankara bağlanmış iki şilebin arkasına saklanmış gibi duran ve Sirkeci-Üsküdar arasında arabalı vapur seferleri yapan, her iki başında ikişer kulesi olan ve 1952 tarihinde hizmete giren küçük farklarla birbirine eş Kaımpaşa, Kızkulesi, Karaköy ve Kuruçeşme arabalı vapurları da fotoğrafın tarihini belirlemekte yardımcı olmaktadırlar.

Bunların yanı sıra, en solda Kuzguncuk’un Nakkaştepe yamacında yer alan eskinin Marko Paşa Konağı, bu tarihlerde Kuzguncuk İlkokulu olarak kullanılan yapının, çatı arası katı olarak olyşturulan üst katının 1954 yazında tadil edilerek tam kata dönüştürüldüğünü hatırlıyorum. Diğer yandan solda, Tophane Amire Binası’nın önünde çatısı seçilen ve sağa doğru ağaçlar arasında yan cephesinin bir bölümü görülen Tophane Müşirliği Binası’nın yıkımına 1955-1956 yıllarında başlandığı bilinmektedir. Sur içinde Saraçhanebaşı’nda 1953 yılında ulusal bir yarışmayla yapımına karar verilen ve 1955-1956 yıllarında inşaatına başlanan İstanbul Belediye Sarayı ile ilgili herhangi bir çalışma da görülmektedir. Tüm bu veriler ışığında bu panaromanın 1954 sonbaharı ile 1955 ilkbaharı arasında çekildiğini söylemenin doğru olacağı kanaatindeyiz.

Panoramanın ön planı solda, Cihangir’in Boğazkesen vadisine bakan yerleşmelerden başlayıp, en sağda Kulaksız sırtları ile son bulmaktadır. Arka planda ise sahil boyunca Kuzguncuk yerleşmesi ile başlayıp, Moda Burnu’na kadar Anadolu sahili yer alıyor. Moda Burnu’nun gerisinde ise belli belirsiz Fenerbahçe Burnu seçiliyor. Geri planda, Üsküdar iskânının gerisinde ağaçsız, çıplak Büyük Çamlıca, sağa doğru ise ondan biraz daha alçak olan Küçük Çamlıca tepeleri görüntüye giriyor. Daha geride yer alan yükselti Kayış Dağı olup, Marmara’ya dopğru daha alçak tepelerin dizildiği görülmekte. Sağa doğru Haydarpaşa Garı’nın ardındaki yükselti ise Dragos Tepesi’dir. Fenerbahçe Burnu’nu takiben sağa doğru, kesintisiz bir kara parçası halinde uzanan tepeler dizisi ise bize Adalar’ı işaret ediyor. Sarayburnu ile başlayan sur içi görüntüsü ise Topkapı Sarayı çevresi ile Süleymaniye Camii önündeki küçük bir alan hariç nerede ise tek bir ağacın bulunmadığı kesif bir iskânla Eyüp/Bahariye’ye kadar uzanıyor.

Panoramanın daha detaylı bir incelemsine girdiğimizde, en solda geri planda yer yer mezarlıklarla kaplı Çengelköy yamaçlarını seçebiliyoruz. Sağa doğru Küplüce ve Nakkaştepe mezarlıkları yoğun ağaçlıklı dokusu ile kendilerini belli ediyorlar. Cihangir Camii minaresinin hemen solunda görülen açık renk yapı, bu tarihlerde Kuzguncuk İlkokulu olarak kullanılan eskinin Marko Paşa Konağı’dır. Kuzguncuk ile Paşalimanı arasında yamaç boyunca tepeye doğru yükselen Fethi Ahmed Paşa ve Hüseyin Avni Paşa koruları bu bu bölümdeki yeşil dokuyu işaret etmekte. Kıyıda büyük ebatlı yapısı ile belli belirsiz 1984 sonrası yıkılan Mithat Nemli tütün deposu seçiliyor, bunun sağına doğru Mimar Vedat Bey tarafından inşa edilen çok katlı diğer tütün deposu ise günümüzde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Üsküdar’a doğru yine 1984 sonrası yıkılan şet çatılı Türk Castrol depoları ile öncesinde Çürüksulu Mahmud Paşa Yalısı yer alıyor. Üsküdar iskelesi’ne bakan yamaçlar ahşap evlerle kaplı, neredeyse hiçbir apartman görülmüyor. Sahilde Mihribah Sultan Camii ve külliyesinin hemen gerisinde yoğun servilerle kaplı alan Bülbül Deresi Mezarlığı’dır. Kıyıda 1984 sonrası yıkılacak olan Tütün Depoları ve onların sağında, iki minaresi ile Gülnûş Ematulah Vâlide Sultan Camii ve küçük ebatlı Şemsi Paşa Camii, Tütün depolarının ağır kütlesinin önünde zor da olsa kendini belli etmekte.

Geçmişte Damalis, sonraları ise Şemsipaşa Burnu olarak bilinen bölgede yeni bir yapılanma görülmüyor. Kız Kulesi ve gerisinde yer alan Salacak sahili sert bir eğimle denize inen yamaç görüntüsünü muhafaza etmekte. Bu bölümde yer alan Köprü, Beşiktaş ve Kabataş arasında 1937 yılında günde 11, 1952’de ise 14 düzenli vapur seferleri yapılan Salacak İskelesi ise Kız kulesi’nin gerisinde kaldığı için görülmüyor. Kız Kulesi’nin soluna, gerideki yamacın ortalarına doğru iki minareli H. 991/1583 tarihli bir Mimar Sinan yapısı olan Atîk Vâlide Sultan Camii ve külliyesi yer almakta. Sağa doğru, sahil boyunca dik yamacı takiben Selimiye Kışlası’nı ve onun hemen solunda H. 1220/1804-1805 tarihli, iki minareli Selimiye Camii’ni göremekteyiz. Kışlanın hemen sağında ise tüm görkemiyle dönemin Haydarpaşa Lisesi yer alıyor. Daha sağda Haydarpaşa Asker Hastanesi ve onun önünde, denize doğru servilerle kaplı İngiliz Mezarlığı görülmekte. Kısa süre sonra bu bölgede Haydarpaşa Limanı tesislerinin inşaatına başlanacak ve gerek lise binası, gerekse sözünü ettiğimiz diğer yapılar gözrülmez hale gelecektir. Daha ileride denize doğru uzanan Haydarpaşa Garı ve siloları yer alıyor. Bu bölümde görülmekte olan mendirel Sultan II. Abdülhamid döneminde inşa edilen yapıdır. Kısa süre sonra liman tesislerinin yapılması ile birlikte daha uzun ikinci bir mendirek inşa edilecek, bu mendireğin yapımı için gereken taşları elde etmek amacıyla da Sivriada’nın bir bölümü tıraşlanacaktır. Bu bölümde, arka planda Kadıköy, Mühürdar ve Moda yerleşmesi denize doğru bir silüet çizgisi halinde uzanıyor. Daha geride belli belirsiz Fenerbahçe Burnu’nu seçmek mümkün. Tüm Anadolu Yakası görüntüsü içinde silüet çizgisini aşan, görüntüsü ile baskın, birkaç anıtsal yapı dışında büyük ebatlı hiçbir yapı bulunmuyor.

Panoramanın sur içi görüntüsü gerçekten muhteşem; silüet çizgisini aşmayan birkaç büyük ebatlı yapı, limanda bağlı modern deniz araçları ve Unkapanı-Saraçhanebaşı arasında yeni açılan Atatürk Bulvarı hariç sanki 1559’da Melchior Lorichs’in çizdiği panorama ile başlayan geçmişin İstanbul’una ait görüntülerden birini seyretmekteyiz. Sarayburnu’ndan başlayan sur içi, silüet çizgisi boyunca Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Çemberlitaş, Nuruosmaniye Camii, Bayezıd Camii, Bayezıd Kulesi, İstanbul Üniversitesi Binaları, Süleymaniye ve Şehzade Camileri, Bozdoğan Kemeri, Fatih Camii, Darüşşafaka Binaları, Yavuz Selim Camii ve daha yukarıda Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii ile Eyüp Sultan’a doğru devam ediyor. Gerek Eminönü gerekse Tophane önleri büyüklü küçüklü yüzlerce tekne ile dolu. Sirkeci-Eminönü arasına kıçtankara yanaşmış büyük şileplerin bu daracık limanda nasıl olupta hareket edebildiklerine şaşırmamak mümkün değil. Sarayburnu’ndan köprüye kadar 1000 metre boyunda ve 750 metre genişliğindeki bu küçük alanda, şilepler, yolcu vapurları, Boğaziçi’ne, Haydarpaşa ve Kadıköy ile Adalar’a yolcu taşıyan Şehir Hatları vapurları, kıyıdan açıkta, Şamandıralara bağlı çok sayıda tekne, Üsküdar ile bağlantıyı sağlayan arabalı vapur seferleri, Haydarpaşa’ya trenleri nakleden tekneler ile çok sayıda mavna ve kayık hareket halindeler. Sarayburnu’nda yer alan tek katlı eski Erzak Ambarı, Eminönü’ne doğru kıyı boyunca sıralanan liman yapıları, Galata Kulesi’nin gerisinde Rüsumat (Gümrük) Dairesi’nin bir bölümü seçiliyor. Galata Köprüsü’nün büyük bir bölümü Galata Kulesi tarafından örtülmüş olsa da, Köprü’nün Eminönü’ne yakın bölümünde Boğaziçi’ne sefer yapan yolcu vapurlarının yanaştığı iskeleler görülebiliyor. Yeni Camii’nin önü oldukça açık, sağa doğru 1986 sonrası büyük bir bölümü yıkılacak olan Yemiş Çarşısı yer alıyor. Daha sağda yoğun yapılaşma arasından belli belirsiz Rüstem Paşa Camii ve hemen sağında Tahtakale Hamamı’nı seçmek mümkün. Unkapanı’na doğru kıyı boyunca 1984 sonrası yıkılan Sebze ve Meyve Hali’ni seyredebiliyoruz. Geride ise eski Un Fabrikası’nın bacası yükselmekte. Unkapanı ile Saraçhane arasında açılışı 26 Şubat 1943 tarihinde yapılan Atatürk Bulvarı, bir dönem geleneksel şehir dokusuna nasıl müdahale edildiğini göstermesi açısından ilginç. Saraçhanebaşı’na kadar devam eden bu geniş bulvar, bundan böyle şehri Eminönü ve Fatih olarak ikiye bölecek ve devamında Vatan ve Millet caddelerinin yapımı ile geleneksel yerleşmeye ve korunması gerekli yapılara büyük zarar verecektir. Geleneksel şehir dokusuna yapılan bu sert müdahaleler zaman içinde Eminönü bölgesinin konut alanı olarak terk edilmesine yol açacak ve bu bölge nüfus yoğunluğunu kaybettiği için 2009 seçimleri öncesi ilçe statüsünü yitirerek Ftih ilçesine bağlanacaktır. Cibali Sigara Fabrikası ve onun üst kotlarında yer alan Darüşşafaka binaları sur içindeki büyük ebatlı yapılar olarak dikkat çekiyor. Aynı şekilde Bayezıd Kulesi ile Süleymaniye Camii arasında, eski sarayın bulunduğu alanda, giderek yoğunlaşan İstanbul Üniversitesi binaları sur içi iskânına aykırı yapılar olarak hemen kendilerini belli etmektedirler. Bu arada Süleymaniye Camii’nin hemen sağında görülmete olan İstanbul Üniversitesi Botanik Enstitüsü binasının son iki katı kısa süre sonra yıkılarak, özellikle Atatürk Köprüsü üzerinden bakıldığında Süleymaniye’yi örten kütle kaldırılmış olacaktır.

Unkapanı ile Ayvansaray arasındaki kıyı boyuna dizilmiş çok sayıda küçük ebatlı teknenin yanı sıra, Haliç’te bulunan şamadıralara bağlı bazı büyük ebatlı gemiler de bulunmaktadır. Sahil boyunca dizilen iskân alanları hariç, sur dışı oldukça tenhadır. Defterdar yerleşmesinin üst kotunda, silüet çizgisinde, Rami Kışlası’nı görmekteyiz. Çevresi oldukça boş ve yer yer ağaçlarla kaplı, Eyüp yerleşmesi yamaca doğru tırmanmamış olup vadi içine doğru gelişmeye devam ediyor. Sağa doğru Bahariye sahilinde küçük yapılanmalar seçiliyor. Sur dışında Defterdar Zal Mahmud Paşa Camii ile iki minareli Eyüp Sultan Camii net bir şekilde görülebiliyor.

Ön planda daha önce de belirtiğimiz gibi Cihangir’den Kulaksız sırtlarına kadar Beyoğlu bölgesi yer alıyor. Sol alt köşede, İstiklal Caddesi ile Şahkulu Bostanı Sokağı’nın kesiştiği köşede yer alan İsveç Başkonsolosluğu binasının üst katının bir bölümünün çatısını görmekteyiz. Onun gerisindeki, tek şerefeli, topuz külahlı minare, Sultan II. Bayezıd döneminde yapılan Cihangir Firuz Ağa Camii’ni belirtiyor. Onun sağına doğru, silüet çizgisinde seçilen benzer bir minare ise H. 967/1559-60 tarihli Cihangir Camii’ne aittir. Daha önceleri bölgedeki tek yüksek yapı olarak göze çarpan İtalyan Hastanesi (önünde iskele kurulan yapı) ise zaman içinde yükselen çevre yapılar arasında kaybolmuş gibi. Sağa doğru iki minareli Nusretiye Camii yer alıyor. Onun soluna doğru görülen minare ise kısa süre sonra, 1958 yılında yıkılacak olan Tophane Ocağı Mescidi veya diğer adıylaTopçular Kışlası Camii’ne aittir.

Nusretiye Camii çevresi kısa süre sonra yapılacak liman tesisleri ve antrepoların habercisi gibi, şet çatılı depo binaları ile vinçler tarafından kuşatılmış. Onun önünde beş kubbeli yapısı ile Tophâne-i Âmire Binası belli oluyor. Bu yapının önünde görülmekte olan ve Meclis-i Mebusan Caddesi’nden cephe alan Tophane Müşirliği Binası ise kısa bir süre sonra yol genişletme çalışmaları nedeniyle yıkılacaktır. Tek minareli Tophane Kılıç Ali Paşa Camii ve hamamı hemen belli oluyor. Bu arada dikkatlice baktığımız taktirde Müşirlik Binası’nın arkasında Kırım Savaşı sırasında inşa edilen Kırım Kilisesi’nin arduvaz kaplı çan kulesini görebiliyoruz.

Ön planda yer alan bir bölümü iki, bir bölümü üç katlı, kırma çatılı bina Alman Lisesi’dir. Onun hemen gerisinde, çatısında “Doğan Sigorta” reklamı bulunan yapı ise Doğan Apartmanı’dır. Alman Lisesi’nin Önünde Galata (Kulekapısı) Mevlevihânesi’nin ağaçlarının tepesi seçilse de, buradaki yapıları görmek mümkün değil.

Kıyı boyunca, Tophane-Karaköy arasına zman içinde büyük ebatlı yapılar inşa edilmiş. Bu bölgedeki en baskın yapı uzun kulesi ile tanıdığımız, Liman Başkanlığı ve Yolcu Salonu binasıdır. Şehre, deniz yolu ile gelenlerin karşılandığı, pasaport ve gümrük işlemlerinin yapıldığı bu yapının içinde yer alan Liman Lokantası, bir dönemin en ünlü yeme-içme yerlerinden biri idi.

Panoramanın tam ortasında Galata Kulesi yer alıyor. Bu görünüş kulenin 1860 sonrası yapılan onarımına ait; 1964-1967 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmalrı sonrası kule, özgün yapısı olan bugünkü görünüşüne kavuşacaktır. Galata Kulesi’nin hemen sağında İngiliz Denizcileri için Kırım Savaşı sırasında inşa edilen Bahariye Hastanesi’nin Galata silüetine renk katan kulesi seçiliyor. British Seaman’s Hospital adıyla inşa edilen bu hastane, 1924 yılında Kızılay’a devredilir. Daha sonra uzun yıllar Beyoğlu Belediye Hastanesi olarak hizmet verir.

Karaköy ile Azapkapı arasında kıçtankara etmiş büyük tekneler görülüyor. Dikkatlice baktığımızda aradan Arap Camii’nin kapalı ve geniş şerefesi ile konik külahını görmekteyiz. H. 97/715’de Arap Kumandanlarından Müslime bin Abdülmelik tarafından yaptırılan bu cami, daha sonra bir dönem Dominiken rahipleri tarafından kilise olarak kullanılır. Fetih’ten bir süre sonra tekrar camiye dönüştürülen yapı, halen camii olarak hizmet vermektedir. Azapkapı ile Unkapanı bağlantısını sağlayan Atatürk Köprüsü oldukça tenha gözüküyor. Köprüyü aydınlatan direklere takılan reklam panoları sanki birer ağaç gibi...

Köprü’nün solunda yer alan Sokullu Mehmed Paşa Camii’nin kubbesi ve ince, uzun minaresi seçiliyor. Cami ile deniz kıyısı arasında bulunan ve daha sonra yıkılacak olan çok katlı bir yapı caminin denizden görünüşünü büyük ölçüde engelliyor.

Sağda, Şişhane’den Azapkapı’ya doğru inen ve 1940’lı yıllarda açılan yeni caddeyi görmekteyiz. Geniş kaldırımlı caddenin bir yanına sıra halinde ağaçlar dikilmiş. Yolcuzade İskender Caddesi olarak bilinen bu caddenin sol köşesinde yer alan ve üzerinde “PHİLCO” reklamı bulunan yapı, Bankalar Caddesi’nin köşesinde bulunmaktadır.

Azapkapı’dan sağa doğru, kıyı boyu tersanelerle kaplı, Haliç Tersanesi’nin önüne muhtemelen havuza alınmak üzere bekleyen iki yük gemisi aborda yanaşmış. İleride Kaptanpaşa Divanhanesi’nin önüne ise kıçtan kara Hamidiye savaş gemisi bağlı. Newcastle İngiltere’de inşa edilen ve Nisan 1904 tarihinde Osmanlı Donanması’na katılan bu gemi 1945’de İstasyon-Okul gemisi olarak kullanılmak üzere geri hizmet alınır. 1949-1951 yılları arasında Kabataş’a bağlanarak Deniz Müzesi olarak kullanılır. 1951 sonrası Haliç’te görmekte olduğumuz yere bağlanan Hamidiye 10 Eylül 1964 tarihinde hurdaya satılır ve sökülür. Camialtı Tersanesi’nin önü ise gerek büyük ebatlı ticaret gerekse askeri gemilerle dolu; ayrıca çok sayıda mavna benzeri tekne ile kayık görülüyor. Hamidiye kruvazörünün önüne bağlandığı Kaptanpaşa Divanhanesi’nin temeli 10 Temmuz 1864 tarihinde atılır. 1868 yılında açılışı yapılan bu yapının mimari Sarkis Balyan’dır. Kaptanpaşa yani dönemin deniz kuvvetleri komutanı için yaptırılan bu yapı daha sonra bir dönem Bahariye Nezareti olarak kullanılır. Son yıllara kadar Kuzey Deniz Saha Komutanlığı olarak hizmet veren bina günümüzde restorasyon amacı ile boşaltılmıştır.

Divanhane’nin hemen önünde bulunan Kaımpaşa Vapur İskelesi’ne bir Haliç vapuru yanaşmış. İskele ile Haliç Tersanesi’nin arası birbiri üstüne bağlı büyüklü küçüklü teknelerle hıncahınç dolu. İskelenin kara tarafında çoğu tek katlı yapıların oluşturduğu yoğun bir yapılaşma görülüyor. 1984 sonrası buradaki yapıların hepsi kamulaştırılarak yıkılacak ve bu alan büyük bir park olarak düzenlenecektir.

Sağ alt köşede, önündeki talim meydanı ile Kalyoncular Kışlası (Cezaytirli Hasan Paşa Kışlası) yer alıyor. Kışlanın avlusunda tek minareli kare planlı Kalyoncular Camii görülüyor. Kaptan-ı Derya Cazayirli Hasan Paşa tarafından H. 1198/1783-1784 tarihinde yaptırılan bu kışla, Sultan III. Selim (1789-1807) öncesi inşa edilen ilk modern kışla olma özelliğine sahiptir.

Divanhane’nin arkasındaki yamacın üstünde ise, biraz zor seçilse de, ünlü saat kulesi ile bir dönem Sakızağacı Bahariye Hastanesi olarak bilinen, günümüz Kasımpaşa Deniz Hastanesi yer alıyor...

1
1
2
2
3
3
4
4
5
5

Yenilem Proje Danışmanlık Ticaret A.Ş. © 2024. Her Hakkı Saklıdır. Site: İkipixel

TAKİP EDİN