Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Projeler / Yapılar

Okmeydanı Okçular Tekkesi Avan Projesi
Mimari Dr. M. Sinan Genim / Belma Barış Kurtel
Yardımcılar Özgen Esen / Ayfer Atılgan
İşveren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Bir Öneri
Statik Attila Çaydamlı
Mekanik Selim Evyapan
Elektrik Korkut Daşdemir
İşlev Ok ve Okçuluk Müzesi / Ok Atış Poligonu
Proje Yılı 2006
Arsa Alanı 15.185 m²
İnşaat Alanı 12.468 m²

Okmeydanı Okçular Tekkesi Avan Projesi
Okmeydanı Okçular Tekkesi Avan Projesi

Ok ve okçuluk, pek çok ulusun avlanmanın yanı sıra bir harp sporu olarak özel önem verdiği bir faaliyettir. Özellikle milletimiz okçuluk sporuna önem vermiştir. Gerek savaşta gerekse barışta askerî tâlimleri bir yarışma haline getirmiştir. Malazgirt zaferinin kazanılmasında okçuların oynadıkları rol göz önüne alınarak, Osmanlı Devleti’nin genişlemeye başladığı ilk yıllardan itibaren okçuluğa özel bir önem verilmiş ve Bursa’da Sultan Orhan döneminde bir ok idman alanı yapılmıştır. Daha sonra Yıldırım Bayezid’in de benzeri bir alanı Gelibolu’da inşa ettirdiği bilinmektedir.

Tekke, geçmişte sadece tarikatların toplanma yeri değil, aynı zamanda belirli sporların, özellikle askerî sporların yapıldığı yerlerdir. İstanbul’da bu nitelikli iki tekke binası bulunduğu bilinir. Biri Okmeydanı Kemankeşler [Atıcılar / Okçular] Tekkesi, diğeri ise bugün hiçbir izi kalmayan Unkapanı Pehlivanlar Tekkesi’dir. Okmeydanı Tekkesi her yıl hıdrellez günü olan 6 Mayıs’ta açılır ve burada altı ay boyunca her pazartesi ve perşembe günleri ok tâlimi yapılırdı. Ok tâliminin yanı sıra sırıkla hendek atlamak, kılıç müsabakaları, cirit, tomak, matrak gibi oyunlar da icra edilirdi. Okmeydanı Tekkesi bir anlamda Ahî geleneğinin devam ettirildiği bir spor kulübüydü. Bir okçuyu Okmeydanı’na almak, ok atma izni vermek veya alandan ihraç etmek ancak tekke şeyhinin izniyle mümkündü.

Her ne kadar Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi hazırlıkları sırasında bir ordugâh kurdurduğu ve Haliç’e indirilen gemilerin burada inşa edildiği konusunda bazı bilgiler varsa da Okmeydanı adına Fâtih döneminde rastlanmaz. Tursun Bey, Barbaro, Ducas, Francis, Kritovulos gibi fethin tanıkları bu konuda herhangi bir bilgi vermezler. Çok daha sonraları Münemcimbaşı tarihinde Fâtih’in Haliç’e indirdiği gemileri Okmeydanı’nda yaptırdığından bahsedilmektedir. Ancak pek çok araştırmacı bu fikre katılmaz. Buna rağmen fetih sırasında Okmeydanı veya yakın çevresinde önemli bir ordugâh kurulduğu ve artçı birliklerin buraya yerleştirildiği düşünülmektedir.

Fetih sonrasında Akşemseddin’in önderliğinde yapılan büyük zafer bayramlaşmasının Okmeydanı’nda yapıldığı belirtilir. Bazı kaynaklar ise fetih sonrası ganimetlerin burada kurulan bir ordugâhta dağıtıldığından söz etmektedirler. Bu sebeplerle Fâtih’in bu bölgede bir mescid inşa ettirdiği söylenirse de, bugüne kadar bu yapıya ait herhangi bir ize rastlanmamıştır. Matrakçı Nasuh’un 1537 tarihli İstanbul planında bu bölgede bir yapı görülür, ancak yapı mescidden ziyade sivil bir yapı izlenimi vermektedir. Fâtih’e ait vakfiyede Okmeydanı / Meydân-ı Tîr veya Dergâh-ı Tîrendâzân ifadeleri geçmemektedir. Okmeydanı’nın daha sonraları II. Bayezid tarafından babasının vakfı adına tescil ettirildiği bilinmektedir.

Fâtih dönemi sonrası, özellikle II. Bayezid döneminde İstanbul’un hızla Türkleştirildiği ve pek çok İslâmî tarikat müntesibinin şehre getirildiği bilinir. Bu sebeple II. Bayezid’in bazı kaynaklarda Sofu Bayezid adıyla da anıldığını görüyoruz. Okmeydanı Tekkesi de bu faaliyetlere paralel olarak II. Bayezid tarafından muhtemelen XV. yüzyılın sonlarına doğru veya XVI. yüzyıl başlarında inşa ettirilmiş olmalıdır. Bazı kaynaklar II. Bayezid dönemi başlarında bu meydanda Sorkun [Sivrikoz] Çardağı adıyla anılan üstü örtülü bir mekan bulunduğunu ve Bosna Valisi Vezir İskender Paşa’nın bu yapıyı yıktırdığını, daha sonra ise yaptığı bu işten üzüntüye kapılarak burada bir mescid ile tekke binası yaptırdığını ileri sürerler. Kasr-ı Hümâyun veya şeyh odası, mescid, mutfak, ambar gibi yapılardan teşekkül eden bu yapı Matrakçı Nasuh’un minyatüründe gördüğümüz binadır. Günümüze ulaşan kuyu bileziği Matrakçı’nın bu noktadaki gözlemlerini yansıtmakta ne kadar gerçekçi davrandığını da göstermektedir. II. Bayezid döneminde yaptırılan bu bir anlamda spor tesisinin, mescidinin 1518’de yaptırılan bir de minaresi olduğundan söz edilirse de, Matrakçı’nın çiziminde böyle bir minare görülmez. Bazı kaynaklar bu yapıların bir bölümünün Mimar Sinan tarafından inşa edildiğini belirtirse de Sinan’ın yapı listelerinde böyle bir faaliyete rastlanmaz.

Zaman içinde harap olan bu yapıları 1034’te [1624-1625] Gürcü Mehmed Paşa onartmış ve mescide bir minber ekleyerek bu bölgeyi ordu kışlağı haline dönüştürmüştür. III. Ahmed döneminde tekrar yenilenen yapılara, son olara 1184’te [1770-1771] Ebûbekir Ağa tarafından bir minare ilâve edilmiştir. Anlaşılan XVIII. yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar benzeri pek çok mahalle mescidi gibi, Okçular Tekkesi Mescidi’nin de minaresi yoktur. Okçular Tekkesi 1234’te [1818-1819] II. Mahmud tarafından bir defa daha esaslı bir şekilde olarak onarılır. Bu döneme ait bir çizim Carl Gustaf Löwenheim’ın 1820 tarihli albümünde karşımıza çıkmaktadır. Etrafı yüksekçe bir duvarla çevrili dikdörtgen şeklindeki geniş bir avlunun önünde iki katlı ve iki bölümlü bir yapı, muhtemelen tekke binası ve şeyh odası seçilmektedir. Geride tek şerefeli, ince, uzun kurşun külâhlı bir minare görülür. Kuzeye doğru avlu duvarının hemen arkasında tek katlı bir yapı yer almaktadır. Avlunun biri şeyh odasının altında diğerleri daha sağa doğru olmak üzere üç girişi vardır. Yapı çevresi tamamen boştur ve kuzeye doğru yer alan büyük servi ağacının altında bazı mezar taşları seçilmektedir. Bu mezarların Kukacı Dede ve önemli okçulara ait olduğu ileri sürülür. Söz konusu çizim yapıların karakteri ve minarenin orijinal kurşun külâhı hakkında fikir vermektedir. Çünkü daha sonraki tarihlerde çekilen her üç fotoğrafta da minare ampir üslûpta taş külâhlı olarak görülmektedir. Anlaşılan 1890'lı yıllarda İstanbul’daki pek çok cami ve mescidde rastlanılan bu külâh değiştirme işlemi Okçular Tekkesi Mescidi’nde de uygulanmıştır.

Şeyh odası ve diğer yapıların kısmen görüldüğü tek fotoğraf Mimar Hikmet [Koyunoğlu] imzalı karedir. Bu fotoğraf ile Löwenheim’ın çizimi arasında önemli benzerlikler vardır. Ancak giriş kapısının üzerindeki açıklığın Löwenheim’da iki renkli taştan bir kemer olmasına karşın, bu fotoğrafta geniş söveli ve düz atkılı olarak oluşturulduğu seçilmektedir. 1930 tarihli bir diğer fotoğrafta ise avlunun güneydoğu ucunda yer alan diğer bir taş yapı görülmektedir. Bu fotoğrafın çekildiği tarihte şeyh odası ve eklentileri yanmış veya yıkılmış olmalıdır ki, yapının arkasından şeyh odasının altındaki kâgir su haznesi [tonoz] görülmektedir. İnce, zarif kurşun külâhın yerine yapılan ampir üslûbunda taş külâh bu karede de yer almaktadır.

Okçular Tekkesi’nin Keramet ve Metin Niğar tarafından yapılmış üç boyutlu bir restitüsyon denemesi de mevcuttur. Ancak bu denemedeki şeyh odasıyla Mimar Hikmet imzalı fotoğraf arasında önemli farklar gözlenmektedir. Bu sebeple eldeki belgeler ışığında yeni bir denemenin hazırlanmasının faydalı olacağı kanaatindeyim.

1950’li yıllardan başlayarak Okmeydanı ve yakın çevresi yoğun bir işgal yaşamış, hızla gecekondu yağmasına uğramıştır. Bu gecekondulaşma döneminde özellikle tekkenin günümüze ulaşan kâgir bölümlerinin sökülerek gecekondu yapımında kullanıldığı bilinmektedir. 2005 yılı içinde tekke ve çevresi gecekondulardan temizlenmiş ve bir bölüm alan koruma altına alınmıştır. Yazılı ve çizili belgeler ışığında yapılacak kazılarla bulunacak yapı kalıntıları tespit edilerek Okmeydanı Tekkesi’nin yeniden yapımına ve İstanbul’un bu önemli spor alanının tekrar hayata kavuşması için gereken çalışmalara bir an önce başlanması lâzımdır. Bu çalışmalar sırasında tekkenin hemen yakınında bulunan, sofasının bir bölümü moloz ile kapalı, merdiven korkulukları ve giriş bölümüyle kitâbesi kaybolmuş olan Okmeydanı Namazgâhı’nın da onarılıp yeniden ihya edilmesi gerekir.

Görüldüğü gibi Okmeydanı önemli bir spor alanıdır. Bugün tekkenin yanı sıra çevreninde düzenlenmesi açısından bu bölgeye önemli bir fonksiyon yüklemek gerekecektir. Geçmişini hatırlatır şekilde ülkemize 500 yılı aşkın bir süredir var olan bir spor alanını yeniden kazandırmak, hemen yakın çevresine modern bir ok poligonu inşa etmek, tekkeyi ok ve okçuluk müzesi olarak düzenlemek için araştırmalar yapmak üzerinde çalışılması gereken bir konudur.

Resim Galerisi