Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

KONSEPT PROJELER

 

Age si guod agis!

Yapabilirsen iyi yap.

Plautus

 

yeniden kullanım…

Her yapı, günün gereklerine cevap verebilmek için zaman içinde yenilenmeye ihtiyaç duyar. Orijinal fonksiyonu devam eden yapılar için önemli değişiklikler yapmadan yenilemek mümkünse de fonksiyon değişikliği yapılan yapılara radikal müdahaleler gerekir. Yapıların ilk yapılışlarındaki taşıyıcı sistemlerinin günümüz kabullerine göre yenilenmesi ise en önemli problem olarak karşımıza çıkıyor.

 

Günümüz isteklerine ve beklentilerine göre yenilenemeyen yapıların varlıklarını sürdürmesi çok güçtür. Rantabl olarak kullanım dışı kalan yapıları bekleyen son ise yok oluştur. Bazı yapıların ekonomik olarak değerlendirilmesi mümkünse de çoğu yapı için bu mümkün olmadığından yıkıma ve yok olmaya terk edildiğini görüyoruz.

 

başarılı bir projenin
ana bileşenleri ve ilkeleri…

Eski bir yapının, özellikle korunması gerekli kültür varlığı niteliğindeki bir binanın yenilenmesi konusunda çok çeşitli problemler söz konusu. Öncelikli problem bu işi üstlenecek mimarın, günün mimarisini özümsemiş olması ve çağdaş malzeme kullanımı konusunda yetkin olması gerekliliği. Çağdaş yapı yapma konusunda yetersiz kalan bir kişinin gerçek bir yenileme projesi düzenlemesi mümkün değil. Her mimarlık eğitimi alan kişinin böyle bir proje düzenlemeye çalışması ortaya hepimizin şikâyet ettiği sonuçların çıkmasına neden oluyor. Öncelikle mimarlık diploması alan herkesin mimar olmadığını, mimarlık mesleğinin yapı yapmak olduğunu anlamamız gerekiyor.

 

Günümüzdeki korunması gerekli kültür varlıkları için hazırlanan yenileme projelerinin eski yapılara göre farklı bir mimari anlayışla geçmişe öykünen ek ve eklentiler yerine, konuya uzak insanların bile anlayabileceği radikal düzenlemelerle yapıldığını görüyoruz. Ancak ülkemiz karar vericileri bu anlayışın çok uzağında olup, yenilenen yapılara yapılacak ek ve eklentilerin yapıldığı dönemin malzeme ve anlayışı ile yapılmasını talep ediyor. Üzerinde çok konuşulmasına rağmen Venedik Tüzüğü’nün 12. Maddesi bu gibi yenilemelerin “…aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmaması için, özgünden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir.” der. Çok sayıda korunması gerekli kültür varlığına sahip olan ülkemizde, bu konuda alınması gereken çok uzun bir yol olduğunu düşünüyorum.

 

zorluklar ve
tasarım yaklaşımı…

Yeniden kullanım projesi hazırlarken karşılaşılan en büyük güçlük bürokrasidir. Ülkemizde özellikle koruma bürokrasisinin genel anlayışı yenileme projelerinde yapıldığı dönemin malzeme ve tekniğinin kullanımıdır. Günümüzde hemen hiçbir şehirde geleneksel yöntemlerle yapı yapma konusunda uzman personel bulunmuyor. Ahşap bir yapının karkasını oluşturan ve “dülger” adı ile anılan ahşap ustaları tarihe karışmıştır, bunun yerine ahşap taşıyıcı elemanları “marangoz” adıyla bildiğimiz ahşap ustaları yapıyor, geleneksel bağlama ve birleştirme teknikleri yerine çoğunlukla, hazır alınan metal bağlayıcılar kullanılıyor. Yenilenmesi gündeme gelen eski yapıların çoğunluğunun taşıyıcı sisteminin meşe, gürgen, kestane vb. sert ağaçtan yapılmasına karşın, günümüzde taşıyıcı sistemi oluşturmak için çeşitli çam türleri ve hatta kavak ağacı gibi yumuşak dokulu ahşap malzeme kullanılıyor. Ahşap yapılarda bölücü duvarların, iki bin sene önce Vitrivius’un “Kullanmaktan kaçının, iyi bir inşa malzemesi değil.” dediği, “bağdadi” denilen küçük ahşap çıtaların kireç harçlı sıva ile sıvanması yoluyla yapılan bir yöntemde ısrar ediliyor. Bu istek kamu eliyle yapılan bir yanlış yönlendirme olup, uzun dönemdir çözüm yolu bulunamıyor. Bu yöntemlerle yapılan ve kısa süre içinde eskiyen, ekonomik olarak çok pahalıya mal olmasının yanı sıra kullanım ömrü kısa olan malzemelerle inşa edilen yapıların ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar, çoğu kişinin yenileme proje ve uygulamalarından uzak durmasına sebep oluyor.

 

Önemli bir diğer husus ise günümüz mimarlarının çoğunun mimarlık mesleğini yalnızca proje düzenlemek ve onaylatmak olarak görmesi. Mimar adı verilen kişi yalnızca proje düzenlemez, proje yapacaklarının çizili olarak beyanıdır. Esas olan ortaya çıkan yapıdır. Teorik olarak eğitim alan kişilerin, mimarlık mesleğini uzun süreli bir uygulama dönemi ile öğrenmesi gerekir, ancak günümüzde hemen her yeni mezunun proje düzenlemeye kalkıştığını ama yapım sürecine gelindiğinde, usta ve işçilerin kendi bildikleri doğrultuda yapı yaptıklarını görmekteyim. Bu tür bir uygulamanın mimarlık mesleğine ihanet olduğu inancındayım.

 

Yeni bir bina yapımı için tasarım süreci yapının türüne göre değişir. Uzmanlık isteyen fabrika, hastane, okul, müze vb. yapıların yapımı için dünyada yapılan benzer yapıları etüt etmek, üzerlerinde çalışmak, mümkünse yerinde incelemek gerekir. Daha basit yapılar içinse aldığımız eğitim ve mesleğin uygulanması sırasında edilen deneyim yeterli olabilir. Ancak günümüzde pek dikkate alınmasa da mimarın çok geniş bir alanda bilgi sahibi olması gerekir. Bu bilginin problem olduğunu düşündüğü konularda soru soracak ve verilen cevapları anlayacak düzeyde olması gerekir. Günümüzde acaba kaç mimar bu niteliklere sahip veya bu niteliklere sahip olmak için çaba sarf ediyor? Yeni bina yapımı için proje düzenlemenin ilk adımı yapılması düşünülen yapının hangi istekler doğrultusunda ve ne gibi bir fonksiyona cevap vermesi için yapıldığıdır. Daha sonra imar durumu, harita, kot-kesit gibi bürokratik belgelere ihtiyaç duyulur. Bütün bu girdileri harmanlayan mimar, yetkinliği doğrultusunda bir proje oluşturabilir. Ancak önemli olan proje değil, onun içinde yaşanan, dışarıdan gönlümüze hitap eden bir yapıya dönüşmesidir. Proje düzenleme konusundaki önemli bir tespitim de hemen her yapı sahibinin en ucuza proje düzenleme isteği. Bir an önce bürokrasiyi aşacak, biraz da verilen izinden daha büyük ve daha yüksek bina yapacak mimar onun için en büyük mimardır. Halbuki bu tür projelerin ucuz maliyeti, yapı yapım aşamasında kaybedilen alanlar, yapım sırasında yapılan değişiklikler, boş yere harcanan malzemeler nedeniyle yapı sahibine çok daha pahalıya mal oluyor. Çok az kişi bunun farkında, hala pek çok insan mimarı, yapı yapan kişi olarak değil, bürokrasiyi aşan biri olarak görmeye devam ediyor.

 

Yenileme projesi hazırlamaya başlayan bir mimar öncelikle mevcut yapının hangi amaçla, hangi estetik kaygıyla, nasıl bir malzeme ve işçilikle yapıldığını anlamaya, bilgi birikimi çerçevesinde bu problemi çözmeye çalışmalı. Mevcut yapıyı özümsemeyen bir mimarın yenileme projesi oluşturması mümkün değil.

 

Son zamanlarda gelişen elektronik aletlerle yapılan rölöveler üzerine yapıyı doğru dürüst tanımadan yapılan yenileme denemelerinin olumsuz sonuçlar doğurduğunu, yenilenen yapıların ekonomik olarak değerlenmesi konusunun görmezden gelindiğini, çağdaş kullanım isteklerinin göz ardı edildiğini görüyorum. Çünkü bir başkası tarafından hazırlanan ve özümsenemeyen bir rölöve ile yeteri kadar tanınamayan bir yapı üzerinde çağdaş düzenlemeler yapılması mümkün değil. Bu nedenle herşeyin olduğu gibi bırakıldığı çoğunlukla makyaj niteliğinde bazı onarımların yenileme adı altında büyük maliyetler sonucu ortaya çıktığını görüyorum.

 

Yenileme projesi ve uygulaması yapacak bir kişinin lafta değil, gerçekten mimarlık bilgisine ve uygulama deneyimine hâkim olması gerekir.

 

yeniden kullanım projelerinin
sosyal ve kültürel önemi…

Kültür tarihi açısından geçmişi korumak ve değerlendirmek önemlidir. Geçmişin örneklerinden faydalanarak özgün ve gelişmiş bir kültür oluşturabiliriz. Korunması gerekli yapılar bize geçmişin mimari deneyimleri, şehir ve mahalle oluşumları hakkında bilgi taşır. Bu yapıları günümüz istekleri ve yaşantısına cevap verecek bir şekilde geleceğe taşımak mümkün. Elbette değişen zaman ve istekler ile bu yapılar arasında bir irtibat kurmak ve bu bağlantıyı korunması gerekli yapı lehinde kullanmak gerekir. Ancak her tür yapı onarımı ve yenilemesinin büyük maliyetlere neden olduğu ve ülkemiz kaynaklarının ekonomik getirisi olmayan yapılara harcamasının sürekli olarak mümkün olamayacağını unutmamak gerekir. Meslek hayatımın ilk yıllarında korunması gerekli yapı kavramı ülkenin öncelikler dizisi içinde ön sıralarda geliyordu. Günümüzde ise bir kısım akademisyen ve konu ile ilgili insan dışında toplumun büyük bir bölümü korunması gerekli yapıları ülkenin üzerinde bir yük olarak görüyor. Konu ile ilgili insanların giderek büyüyen bu problemi görmeleri ve şikâyet yerine nerede hata yapıyoruz diye düşünmeleri gerekir.

 

Korunması gerekli, soyut ve somut her tür kültür varlığını geleceğe aktarmakla görevliyiz. Ancak bu çalışma bazı objelerin evlerin salonlarındaki antikalar gibi dolaplar veya kesin çizgilerle ayrılmış mekanlar içinde değil, insan yaşantısına hizmet veren, gelecek yaratmak için bilgi edinmemizi sağlayan mekanlar olarak korunmalı ve günümüz insanının yaşamını zenginleştirmeli.

 

Le Corbusier’in bir sözü ile bitirmek isterim.

"Sen taşla toprakla bir şeyler yaparsın o bir yapıdır.
Birden bir şey yüreğime dokunur ah ne güzel derim.
İşte o mimaridir."

 

İster yeni yapı projesi ister yenileme projesi sonuçta amaç insanların yaşantısını zenginleştirecek, onları mutlu edecek, yüreklerine dokunacak bir yapı yapmaktır.