Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

KULE BAHÇESİ MESCİDİ - KAYMAK MUSTAFA PAŞA CAMİİ

 

H. 991/1583-1584 ile H. 1146/1733-1734 tarihli on beşi aşkın Mevacib Defteri’ni inceleyen Muzaffer Erdoğan, Bağçe-i Kule, nadiren de olsa Bağçe-i Kulle adıyla kayıtlara geçen Kuleli Bahçesi’nin Kanûnî Sultan Süleyman hatta Yavuz Sultan Selim döneminde tesis edildiğini söylemektedir [Erdoğan 1958, 176-177]. Çengelköy ile Vaniköy arasında daha sonra Kuleli adıyla anılacak olan mahalde, günümüz Kuleli Kışlası’nın bulunduğu büyük alanın üst kotlarında bir dönem büyük bir yazlık saray bulunmaktadır. 1573 tarihinde bu bahçeyi gezen Philippe du Fresne-Canaye gezme imkânı bulduğu bahçe ve içindeki yapıyı şu sözlerle anlatır;

 

Bize rehberlik eden Senyör Stanga, bizi öncekinden [Sultaniye Bahçesi] hiç de daha az güzel olmayan, çok uzun hıyabanları [iki tarafına ağaç dikilmiş yol], servileri, çiçekleri, serin sulu çeşmeleri, mağaraları ve çok hoş gölgelikleri bulunan başka bir cennete götürdü: Chulabachia. Bahçe çok sarp olmayan, tersine düz bir tepenin üstünde. Ayrıca, kıyıya doğru, üst üste binmiş beş oda yüksekliğinde, kare biçimli bir kule var; kule, büyük taşlarla ve kalın duvarlarla, suyun tepeye kadar çıkmasını sağlayan bir ustalıkla yapılmış: Öyle ki, kulenin her odasında bir çeşme var; odalarının dört yanı, günün her saatinde serinleme olanağı verecek, altın yaldızla boyanmış teraslarla çevrili. Bütün kapılar ve pencereler tunçtan. Kulenin eteğinde, büyük bahçeden ayrı, çok güzel bir küçük bahçe ve seçkin balıklarla dolu bir havuz bulunuyor. Bu kulenin mimarisini irdeleyen biri, saraylar yapmak için para harcamayı göze aldıklarında, Türklerin sanat açısından Hıristiyanlardan hiç de geri kalmadıklarını kolayca anlar. Bu kule Türkiye’de gördüğüm en yüksek yapı ve bu uygarlıktan yoksun ülkede büyük hayranlık duygusu yaratmayı hak ediyor; çünkü Türkler toprağa yakın oturma alışkanlığındalar ve merdivenlerle göğe tırmanmak istemediklerini söylüyorlar; evleri o kadar kullanışlı ve o kadar güzel ki, onu terk zorunda kaldıklarında çok üzülüyorlar.” [Fresne-Canaye 2009, 64].

 

Lale Devri’nin ünlü Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, uzun bir süredir kullanılmayan bu nedenle bakımsız kalarak harap olan Kule-i Bağçe içindeki yapıları yıktırarak, taşlarını Kağıthane’deki binaların yapımında kullandırır. Hovhannesyan bu yıkımın tarihini 22 Şaban 1134 / 7 Haziran 1722 olarak vermekte ve Narlı Bahçe’de denilen Kule Bahçesi’nin, güzel ve ağaçlıklı bir vadi olduğunu, sahilde padişaha ait av köpeklerinin bulunduğu bir bina ile ayıların bağlandığı bir alan olduğunu belirtir [Hovhannesyan 1996, 62].

 

Muhtemelen buradaki yapıların sökümüne nezaret eden, Nevşehirli İbrahim Paşa’nın damadı Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Paşa, bölgenin ihtiyacını gidermek amacıyla tek katlı, ahşap bir mescit yaptırır. H. 1253 / Ekim 1730 tarihinde vuku bulan Patrona Halil Ayaklanması sırasında şehit edilen Kaymak Mustafa Paşa, meşhur Sadrazam Merzifonlu Mustafa Paşa’nın torunudur [Süreyya 1996, 1200].

 

Kaymak Mustafa Paşa’nın Kule Bahçesi Mescidi’nin hemen yanında yaptırdığı ancak günümüze ulaşmayan çeşmesinin üzerindeki H. 1137 / 1724-1725 tarihinin yapının ilk yapılış tarihi olduğu kabul edilmektedir [Ayvansarâyî 2001, 577-578; Baraz-Demircan 2004, 280; Konyalı 1976, 192]. Daha sonra Voyvoda Ahmed Ağazade Hasan Efendi H. 1163 / 1749-1750 tarihinde yapıya bir minber ekleyerek camiye dönüştürmüştür. Kaymak Mustafa Paşa’nın yaptırdığı mescidin mimarisi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Yeniçeriliğin kaldırılmasını takiben Sultan II. Mahmud [1808-1839] Kuleli Bahçesi’nde, Birinci Süvari Alayı için tek katlı, ahşap bir kışla yaptırır. Kışlanın 1837-1842 yılları arasında kısa bir dönem karantina binası olarak kullanıldığı bilinmektedir [Kurtcephe-Yıldız 1985, 7]. Kışlanın karantina binasına dönüştürülmesi sırasında Sultan II. Mahmud, Kule Bahçesi Camii’ni de yeniden yaptırır. Caminin cümle kapısı üzerindeki Pertev Paşa tarafından yazılmış kitabede, yapının ikinci yapılış tarihi olan H. 1253 / 1837-1838 okunmaktadır.

 

Sultan II. Mahmud tarafından yeniden yaptırılan cami fevkani olup, kâgir olan alt katı bodrum olarak kullanılmaktadır. Cümle kapısı deniz tarafında olan caminin iki katlı son cemaat yerine, çift taraflı merdivenlerle ulaşılmakta olup, buradan ana mekâna geçilmektedir. Kare planlı ana mekân ahşaptır. Yapının bir sultan camisi olduğunu belirtmek amacıyla çatı örtüsü kurşun kaplanmıştır. Cami ana mekânının orta bölümünde büyük bir kubbe, köşelerinde ise daha küçük dört adet sahte kubbe bulunmaktadır. İç mekân yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmakta olup, yapının içi çok aydınlıktır. Mihrap oldukça sade olup, dikdörtgen bir çerçeve içine yerleştirilmiş küçük bir nişten oluşmaktadır. Son cemaat bölümünün üst katı kadınlar mahfili olarak kullanılmaktadır. Yapı giriş kapısı üzerindeki kitabeden de anlaşılacağı gibi, bu ikinci yapılış sırasında caminin güneybatı yönüne, iki katlı bir hünkâr kasrı eklenmiştir. Hünkâr kasrına denize dik tek kollu bir merdivenle girilmektedir. Caminin minaresinin kaidesi taş-tuğla almaşık dokulu bir halde inşa edilmesine karşın gövde ve üst bölümü taştır. Yüksekçe olan minarenin, sade bir şerefesi olup, minare külahı kurşun kaplıdır.

 

Robert Walsh’ın metinlerini yazdığı, Thomas Allom’un bazı gravürlerini yaptığı “İstanbul Manzaraları” isimli kitap 1838 Londra’da basılır. Bu kitapta, Kuleli Kışlası gravürünün sağ yanında Kuleli Bahçesi Camii görülmektedir. İnce, narin, tek şerefeli bir minare ve onun önünde cami. Caminin çatısında şems adıyla bilinen güneş motifi şeklindeki âlem.

 

Kaymak Mustafa Paşa Camii şu sıralarda onarım görüyor, bir şantiye havasında olduğu için yapının içine girmek mümkün değil, neler oluyor, neler yapılıyor bilmiyorum. Ancak, geçen hafta önünden geçerken yeni onarılan minare külahı gözüme çarptı. Nerede caminin, eski ince kalem gibi denilen külahı, nerede yeni yapılan güdük külah. İlk bakışta dikkat çeken, görülmemesi mümkün olmayan minarenin narin ölçülerinin değişmesine sebep olan bu hatanın, bende yapının başka yerlerinde de yapıldığı ve yapılabileceği kuşkusu uyandırdı. Mevzuat gereği caminin onarımı için hazırlanan rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri önce Vakıflar İdaresi’nin ilgili birimleri tarafından incelenip uygun bulunarak Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları’na sevk edilmekte, kurul raportörleri sunulan proje ve raporları inceleyip oluşturdukları raporları kurul üyelerinin görüş ve onayına sunmaktalar. Nasıl olurda, onarıma başlamadan önce yerli yerinde duran minare ve kurşun külahın ölçüleri görmezden gelinerek, sunulmuş olması gereken rölöveye aykırı bir restorasyon paftası onaylanabilir? Eğer onaylanan restorasyon projesi rölöveye uygundur denilirse, ekteki fotoğraflarda görüldüğü gibi bu kez rölövenin hatalıdır.

 

Kaymak Mustafa Paşa Camii gibi üç yüz yıllık geçmişi olan anıtsal nitelikli bir yapıda yapılan bu gibi hatalar beni ve konuya vakıf insanları üzüyor, hangi haddini bilmez bu işleri yapmayı hüner sayıyor diye düşünüyoruz. Mahalle arasında XX. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış kalfa işi ahşap evleri “korunması gerekli kültür varlığı” olarak tescil edip, üzerindeki uyduruk ahşap kaplamaların sayısını hesaplayan bir idarenin, gerçekte bu gibi ayrıntıların farkına varması, eğer yanlış bir öneri varsa, bilgileri ile düzeltilmesini sağlamaları gerekir. Koruma Kurulları evet veya hayır anlamında onay makamları, jandarmacılık oynayan kurumlar değil, bilgi ve deneyimleri ile bu gibi konularda yol gösterici, çözüm üretici kurumlar olmalı. Benim yetiştiğim bir dönem öyle idi, 1983 öncesinin hepsi saygın ve konularında uzman isimleri hatırladıkça “Geçmiş zaman olur, hayali cihan değer” diye düşünüyorum.

 

KAYNAKÇA

 

Allom-Walsh 2013

Thomas Allom-Robert Walsh, İstanbul Manzaraları, Çev. Şeniz Türkömer, İstanbul, 2013.

 

Ayvansarâyî 2001

Ayvansarâyî Hüseyîn Efendi, Hadîkatü’l-Cevâmi/İstanbul Camileri, Haz. Ahmed Nezih Galitekin,

İstanbul, 2001.

 

Baraz-Demircan 2004 Mehmet Rebiî Hâtemi Baraz-Zeynep Demircan, Çengelköy’de Tarih, İstanbul,

2004.

 

Erdoğan 1958

Muzaffer Erdoğan, “Osmanlı Devrinde İstanbul Bahçeleri”, Vakıflar Dergisi, IV, Ankara, 1958, s. 149-182.

 

Fresne-Canaye 2009

Philippe du Fresne-Canaye, Fresne-Canaye Seyahatnamesi, İstanbul, 2004.

 

Hovhannesyan 1996

Sarkiz Sarraf Hovhannesyan, Payitaht İstanbul’un Tarihçesi, Çev. Elmon Hançer, İstanbul, 1996.

 

Konyalı 1976

İbrahim Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi, İstanbul, 1976-1977.

 

Kurtcephe-Yıldız 1985

İsrafil Kurtcephe-Feridun Yıldız, Kuleli Askeri Lisesi Tarihi, İstanbul, 1985.

 

Süreyya 1996

Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî, İstanbul, 1996.