Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

ANADOLUHİSARI AMCAZÂDE HÜSEYİN PAŞA YALISI DİVANHANESİ

 

Yalı sözcüğü Türkçe’ye mahsus bir kelime, sanırım yalamaktan geliyor. Denizin sahili yaladığı noktada yapılan yapılara yalı denir. Şimdilerde pek hatırlanmaz ama bu gibi yapılar Farsça leb “dudak” kelimesi ile derya “deniz” kelimelerinin birleşiminden oluşan leb-i deryâ yani derya ile dudak dudağa olarak da tarif edilirdi. İstanbul’un en eski ahşap yapısı leb-i deryâ, hatta ondan öte rıhtımın üzerinden ahşap konsollarla denize doğru taşan Amcazâde Hüseyin Paşa Divanhanesi’dir. İstanbul’un sivil mimarlık örneklerinin acıklı durumunu gören bir grup insan 1976 yılında TAÇ Vakfı’nı kurduğu zaman en acil iş olarak Amcazâde Yalısı’ndan günümüze kalan Divanhane’nin onarımını üstlenmiş, bu yapının cephesini stilize ederek kendine amblem yapmıştı.

 

Taç Vakfı’nın kuruluşundan bu yana 44 sene geçti, ne yazık ki 1976-1977 senesinde yapılan acil onarım dışında Divanhane’nin geleceğe ulaşması için tek bir adım bile atılamadı. Son zamanlarda rahmetli Hüsrev Tayla’nın onarım için yaptığı çalışmalar ise çeşitli yollarla engellendi. Köprülü Vakfı’na ait olan Divanhane ve büyükçe arsası, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün izniyle söz konusu Divanhane’yi onarmak ve geçmişte her iki yanında bulunan yapıları turizm amaçlı kullanmak üzere bir inşaat firmasına ihale edildi. Sanırım bu iş on yıldır devam ediyor, ancak arpa boyu kadar yol alınmadığını görüyorum. Üstelik dışarıdan bir paravan içine alınan Divanhane’nin günümüzde ne durumda olduğunu da bilen yok.

 

Dr. Feridun Nafiz Uzluk, Nazım Divanı’nda bulunan bir tarih beytine göre Amcazâde Yalısı ve Divanhanesi’nin H. 1111/1699 tarihinde inşa edildiğini söyler. Bu tarihe göre 320 yaşında olan yapı gerek mimarisi, gerekse için de bulunan tezyinatı açısından çok önemli olup, günümüze ulaşan tek örnektir.

 

Amcazâde Hüseyin Paşa’nın yazlık olarak kullandığı Anadoluhisarı’ndaki yapılar Harem, Selâmlık ve Divanhane’den oluşmaktadır. Harem ve Selâmlık binalarının fotoğraflarına ulaşmak mümkün olmuştur. Vasiliki Kargopoulo’nun 1870 tarihli 4 numaralı panoramasında, Guillaume Berggren’in 1880, Gülmez Kardeşler’in 1895 tarihli karşı kıyıdan çekilen fotoğraflarında soldan sağa doğru sırasıyla Divanhane ve Harem binaları genel hatlarıyla seçilebilmektedirler. Zarif Mustafa Paşa Yalısı’na doğru, daha sağda yer alan iki katlı yayvan binanın ise bir dönem Amcazâde ailesi tarafından kullanılan bir yapı olduğu sanılmaktadır. Bir rastlantı sonucu elime geçen ve amatör bir fotoğrafçı tarafından çekilen, Harem binasının yakın plan bir fotoğrafını ise Konstantiyye’den İstanbul’a ait kitabımda yayımlamıştım.

 

Günümüze ulaşan Divanhane’nin Selâmlık’tan arta kalan bir oda olduğu ileri sürülmektedir. Genelde batılıların “T” plan dediği bir plan anlayışına göre inşa edilen Divanhane’nin hemen arkasında, çeşitli oda, sofa tuvalet gibi mekânların bulunması gerekirse de bu mekânların zaman içinde yok olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Fossati tarafından XIX. yüzyılın ortalarına doğru yapılan bir rölövede, bu bölümde yer alan hacimler net olarak belirtilmiştir. Sedad Hakkı Eldem, Fossati’nin rölövesi üzerine yaptığı bir yorumda; Divanhane’nin hemen arkasında yer alan bölümün, 1870’li yıllarda Abdullah Kardeşler tarafından çekilen fotoğraf ile uyumlu olmadığını ileri sürmektedir. Fossati’nin rölöve yaptığı tarihten kısa süre sonra bu bölümde bir değişiklik yapılmış olmalıdır. XIX. yüzyıl ortalarına doğru Fransız asıllı Charles Thèodore Frère tarafından yapılan ve Amcazâde Yalısı’na ait olduğu sanılan bir de yağlıboya tablo bulunmaktadır. Bu tabloda yalının daha sonraki bir tarihte kesilen geniş saçaklarının olduğunu görmekteyiz. Bu resimde de Divanhane’nin arkasında onun devamı şeklinde bir yapı olduğu anlaşılmaktadır.

 

Divanhane planının simetrik olmasına karşın, devamındaki yapının simetrik olmadığı, Divanhane’nin çift kanatlı büyük giriş kapısının yanında bulunan tek kanatlı bir kapıdan belli olmaktadır. Muhtemelen bu kapı ya bir helaya ya da küçük bir odaya açılıyor olmalıdır. Bu tür divanhane yapılarında çoğunlukla namaz kılmak için yapılmış ikinci bir küçük oda da bulunmaktadır. Divanhane’nin tam ortasında büyük bir fıskiyeli mermer havuz bulunmaktadır. Üstündeki kubbeli bitiş parçası ne yazık ki yüz yıl kadar önce kaybolmuştur. XIX. yüzyılın ortalarına doğru Catenacci’nin yaptığı bir iç mekân gravüründe havuzun üstüne denk gelen avize şeklinde bir kandil ile tavanın çeşitli noktalarına asılmış askılar görülmektedir.

 

Divanhane’nin üç tarafı manzaraya açıldığı için, giriş kapısının bulunduğu duvar hariç tüm cephelerinde kesintisiz pencereler bulunmaktadır. Yapının konumu nedeniyle, iç mekânın öğleden sonra alacağı güneş ışığını azaltmak için tepe pencereleri yapılmamış, pencere yükseklikleri çepeçevre yapıyı saran divanlara oturan insanların yüksekliği göz önüne alınarak yapılmıştır. Elde edilen sonucun mükemmelliği ancak yapının içinde oturulduğu zaman değerlendirilebilir. Suyun üzerinden yansıyan ışıkların loş tavan ve duvarlara hareketli ve canlı görüntüler taşıması, duvarlardaki altın varakların yer yer pırıltıları, yaşanması gerekli bir güzellik yaratmaktadır.

 

Divanhane’nin üç tarafının çevreleyen pencerelerin yüksekliği mukarnaslı bir silme üzerine oturan raf ile bitmekte, rafın hemen üstünde kemerli kitabeler yer almaktadır. Divanhane’nin içi tamamen dönemin nakışları ile süslüdür. Nar Çiçeği, gül, karanfil, yasemin ve öncelikli olarak lale çiçeklerinin vazolar içinde resmedildiği bu panolar döneminin en güzel örnekleri olarak kabul edilmektedir.

 

Dönemin bir tarihçisi Amcazâde Hüseyin Paşa’nın yalıda verdiği bir şölenden bahseder. Davetliler arasında, Efendisi’nin armağanlarını padişaha sunmak ve birkaç ay önce Karlofça’da yapılan antlaşmanın maddelerini onaylatmak için İstanbul’a gelen Avusturya elçisi, antlaşmaya arabulucu devlet olarak katılan İngiltere ve Hollanda elçileri de vardır.

 

“... Yabancı elçiler üç kadırgaya bindi. Kadırgaların en büyüğünü üç bayrak süslüyor; küreklerde üç yüz köle var; bu kadırga çalgıcılarla dolu bir başkasını çekiyor, çalgıcıların gürültülü ezgileri üç yüz kürekçinin seslerini zar zor bastırıyor. Büyükelçileri eğlendirmek için bir okçuluk gösterisi sunuldu; sonra da pehlivanlar, kılıç ustaları, çengiler, hokkabazlar, cambaz ve şarkıcı bir Acem kadın şöleni renklendirdi. En sonunda ziyafet verildi...”

 

H. Saladin-René Mesguich’in 1915 yılında Paris’te yayınladıkları “Le yali des Keupruli à Anatoli-Hissar” isimli kitapta Divanhane’nin tezyinatına dair renkli rölöveler bulunmaktadır. İstanbul Muhipleri Cemiyeti’nin üç coşkulu üyesi İngiltere Büyükelçisi’nin eşi Lady Lowther, Robilant Kontesi ve Armenag Sarkisyan Bey’in ön ayak olmaları ile hazırlanan bu çizimler, İstanbul Sanayi-i Nefisi Mektebi mezunu mimar Nuri Bey ile aynı okulun mimarlık bölümü öğrencisi Ömer Şeref Bey tarafından hocaları mimar Terziyan Bey denetiminde hazırlanır. Yayınlandığı tarihte büyük ilgi çeken ve beğeni toplayan bu çizimler ne yazık ki bu çalışmanın üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen hâlâ kendilerine uzanacak bir himmetli eli beklemektedirler.

 

16-17 Şubat 1984 tarihinde yapılan Milliyet Gazetesi Kültür Mirasımızı Koruma Semineri’nde “Amcazâde Yalısı’nın Modern Masalı” isimli bir bildiri sunmuştum. Bu bildiride Amcazâde Yalısı Divanhanesi’nin hemen herkes tarafından korunması gerekliliği konusunda mutabakat olmasına rağmen nedense bir türlü uygulamaya geçilemediğini ve yapının yok olma aşamasında bulunduğunu söylemiştim. Aradan otuz altı sene geçti, yine ses yok. Sanırım günün birinde yapı tümden yok olursa herkes, özellikle de yapının sahibi konumunda olan Vakıflar İdaresi çok memnun olacak, herkes derin bir nefes alıp kurtulduk diye sevinecek.

 

Amcazâde Yalısı Divanhanesi hem uzun bir tarihi geçmişi, hem mimari anlayışı, hem de ihtiva ettiği nakışlar açısından korunması gerekli bir kültür varlığı olmasına karşın ne yazık ki uzun bir süredir kaderine terk edilmiş haldedir. Türk kültür ve mimarisinin günümüze erişen bu eşi bulunmaz örneğine en kısa zaman zarfında sahip çıkıp yok olmasını önlemek gerekir.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün acilen konuyu gündemine alıp, çözüme kavuşturmasını, yüzyılların kültür mirasının yok olmasını önlemesini beklemekteyiz.