Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

İŞKODRA

BUŞATLI MEHMED PAŞA - KURŞUNLU CAMİİ

 

Arnavutluk’un kuzeyinde, Karadağ sınırına yakın bir bölgede yer alan İşkodra, çeşitli dönemlerde Shkodër, İskenderiye, Skutari, Skadar isimleriyle de anılmıştır. Arnavutluk’un en eski yerleşim merkezlerinden biri olan İşkodra, aynı zamanda önemli bir sanayi ve kültür merkezidir. Milattan önceki tarihlerde İllirya Devleti’nin merkezi olan şehir, Romalı tarihçi Livius’un anlatısına göre; İllirya Kralı, Gentius’un başkenti olduğu sırada MÖ. 168 tarihinde Roma hakimiyetine geçer, XI. ve XII. Roma ile Sırp Prenslikleri arasındaki hakimiyet kavgalarına maruz kalan şehir, 1360-1393 tarihleri arasında Sırp hakimiyetine geçer. Osmanlı kumandanı Şahin Bey tarafından fethedilen şehir, üç yıl kadar Osmanlı hakimiyetinde kalır. 1396 yılında Sırp Balsa Ailesi tarafından Venediklilere satılır, alınan şehir kısa sürede tahkim edilerek, güçlü bir konuma getirilir. 1402, Ankara Savaşı sonrası iç mücadeleler sebebiyle, bir süre ara verilen Balkan fetihleri sonrası Sultan II. Murad döneminde sık sık kuşatma altına alınan İşkodra’nın fethi her seferinde başarısız olur. 1479 yılında bizzat Fatih Sultan Mehmed’in katıldığı bir sefer sonrası antlaşma yoluyla Osmanlı toprağına katılır.

 

H. 890/1485-1486 tarihli bir tahrir defterine göre kalede birkaç yüz kişilik bir askerî birlik ile şehirde yirmi yedisi müslüman olan doksan yedi hanelik bir nüfus bulunmakta olup, biri kiliseden çevrilme cami, diğer ikisi mescit olmak üzere toplam üç ibadethane bulunmaktadır. İki yüz yıla yakın bir süre sonra, Ağustos 1661 tarihinde şehri ziyaret eden Evliya Çelebi, İşkodra’dan on beş mahallesi ve 1800 hanesi olan bir kasaba olarak bahseder. En önemlileri II. Bayezid Camii, Hüseyin Bey Camii ve Kara Hasan Camii olmak üzere on bir adet cami, yetmiş adet mescit, Mayaşlı ismi ile anılan bir adet han ve bir adet hamam vardır.

 

XVIII. yüzyıldan itibaren önem kazanmaya başlayan İşkodra’da bu dönem Buşatlı Ailesi’nin denetimi altındadır. Venedik kökenli bir aile olan Buşatlı-Boçatlı Hanedanı’ndan Mehmed Paşa, Osmanlı Devleti’ne yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak mîrimîran (beylerbeyi) rütbesi ile H. 1176/1762 tarihinde önce Üsküp ve daha sonra ek olarak İşkodra muhafızlığı ile görevlendirilerek vezirlik rütbesine terfi ettirilir. H. 1193/1779-1780 tarihinde vefat eden Mehmed Paşa’nın üç oğlu Ahmed, Mahmud ve Mustafa’da Paşa ünvanı ile Osmanlı Devleti’ne hizmet ederler.

 

Kalenin güneydoğusunda, Drin Nehri’ne yakın bir düzlük arazide kendi adı ile anılan Buşatlı Mehmed Paşa-Kurşunlu Camii’yi yaptırır. Bazı kaynaklarda caminin inşa tarihi 1478 yılı olarak verilmektedir ki, bu tarihin gerek 1479 yılında fethedilen bir şehir için, gerekse Buşatlı Mehmed Paşa’nın yaşadığı tarihler dikkate alındığında mümkün olmadığı anlaşılacaktır.

 

Kitabesi’ne göre yapının inşa tarihi H. 1187/1773-1774’dür. On dört küçük kubbe ile örtülü, bir sıra revakla çevrili avlunun, zeminden biraz yüksek tutulan üç bir yanı Son Cemaat yeri olarak düzenlenmiştir. Özellikle arazinin giriş bölümüne yakın kısmı zaman içinde yükseldiği için cami yapısı alçakta kalmış ve su baskınından korumak amacıyla çevresine bir hendek kazılmıştır. Yakın zamanda yapılan, metal konstrüksiyonlu bir ahşap köprü ile girilen avlu kapısının önünde yarım yuvarlak beş taş basamak bulunmaktadır. Giriş kapısının her iki yanında mermer söveler üzerinde sarmaşık dalı şeklinde bitkisel süslemeler olup, lale motifleri bulunmaktadır. Kapının üst başlığı da mermerdir, üzerinde bitkisel motifler yer almakta, tam ortada bir gül motifi ile onun üzerinde bir yarım ay görülmektedir. Tek girişi olan avlunun, aynı zamanda Son Cemaat yeri olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Basit kenger yapraklı başlıklara sahip on adet kolonun taşıdığı on dört adet kubbe ile örtülü avlunun ortası açıktır. Avludan girilen, cami esas mekânı, kare planlı olup üstü, her bir yüzünde birer pencere bulunan, yüksekçe bir sekizgen kasnağa oturan, kubbe ile örtülüdür. Cami mekânının, kıble yönünde, dışa doğru çıkıntı yapan, üzeri yarım kubbe ile örtülü, dikdörtgen planlı mihrap bölümü yer almaktadır. Mihrabın her iki yanındaki birer pencere, yan duvarlarındaki birer pencere ve hemen üstündeki tepe penceresi ile bu bölüm aydınlanmaktadır.

 

Yapının girişe göre sol yanında, revak sıralarını takip eden, üç kubbe ile örtülü, iki kolonla ile üç bölüme ayrılmış, önü açık bir mekân bulunmaktadır. Aynı düzen yapının sağ yanında da tekrarlanmış olup, burada Son Cemaat yerine yakın olan bölüm, minare kaidesi olarak düzenlenmiştir. Yapı konturunu aşan minare kaidesinin köşeleri pahlı olup, kaide bölümü kubbelerin oturduğu yüksekliğe kadar devam etmektedir. Çatı silmesinden itibaren yükselen minare, pabuç bölümünün üst kotundan itibaren yıkılmıştır. Eski bir fotoğrafta, minarenin yıkım öncesi hâli görülmektedir. Hemen hemen tüm Balkan ülkelerinde olduğu gibi minare gövdesi alışılmışın dışında yüksektir. Caminin sağ yanında dikdörtgen planlı üstü açık bir türbe bulunmaktadır.

 

Caminin esas mekânı çok sadedir. Kare plandan, sekizgen kasnaklara geçiş büyük tromplarla ile yapılmıştır. Bu trompun içine biraz da süsleme amacıyla küçük bir ikinci tromp ile alt bitişlerine iki kademeli mukarnas taklidi dişler yerleştirilmiştir. Yarım yuvarlak bir niş halinde düzenlenen mihrabın üstünde de aynı mukarnas taklidi dişler yer almaktadır. Ahşap minber, birazda mihrap nişinin darlığı nedeniyle esas mekânın kıble duvarına yerleştirilmiş olup, üstü açıktır.

 

Girişin üstünde yer alan Kadınlar Mahfili ise oldukça basit düzenlenmiştir. İkisi yapının beden duvarlarına bitişik olan dört adet ahşap kolona oturan mahfile, girişin solunda bulunan dik bir ahşap merdiven ile çıkılmaktadır. Mahfilin cami içine bakan yüzünde ahşap korkuluk bulunmaktadır. Kadınlar Mahfili’nin sağında, minareye çıkışı sağlayan bir kapı bulunmaktadır. Bir dönem lokanta olarak kullanıldığı söylenen cami günümüzde ibadete açık olup, mütevazi bir cemaati vardır. Kurşunlu Camii’nin çevresinin bir dönem hazire olarak kullanıldığı, çoğu tahribe uğramış olan mezar taşlarından anlaşılmaktadır.

Bu vesile ile, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin, Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri, IV. Cildi’nin 433. sayfasında fotoğrafını sunduğu, Kurşunlu Camii iç mekân fotoğrafının bu camiye ait olmadığını da belirtmek isteriz.