Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

ÜSKÜDAR MİHRİMAH SULTAN KERVANSARAYLARI

 

Mihrimah Sultan’a, Kânunî Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın tek kızları olarak başka hiçbir hanım sultana nasip olmayan imkanlar tanınmıştır. Mimar Sinan tarafından Üsküdar iskelesinin karşısındaki yamaca inşa edilen ve Zilhicce 954/Ocak 1548 tarihinde ibadete açılan ilk külliyesinin inşaatına, yirmili yaşlarındayken kocası Rüstem Paşa’nın veziriazamlığa yükseltilmesini takiben, muhtemelen 1544 tarihinde başlanır [Kuran 1986, s. 288; Konyalı 1976, I, 217].

 

Söz konusu yapılar topluluğu Tuhfetül mi’mari’nin nev’i evvel faslında; Camii şerifi Sultanı Rüstem Paşa der Üsküdar ve imaret ve medrese [Meriç 1965, 24], nev’i rabi faslında Üsküdar’da Rüstem Paşa sultanının imareti [Meriç 1965, 37] olarak belirtilir. Risale-i Tezkiretül Ebniye’nin bab-ı evvel faslının 40. sırasında Merhume Mihrimah Sultan Camii [Meriç 1965, 79], bab-ı salis’in 10. sırasında Üsküdar’da Mihrimah Sultan medresesi [Meriç 1965, 94], bab-ı sadis’in 10. sırasında Üsküdar’da Sultan İmareti olarak kayıtlıdır [Meriç 1965, 106].

 

Dönemin tanıklarından Hasanbeyzade; “Padişahın muhterem kızı Mihrümah Sultan, Üsküdar’da deniz kıyısında bir camii-i şerif, medrese, imaret ve sıbyan mektebiyle, misafirlerin kalması için iki yanına hanlar yaptırdı.” [Mehmet Âşık 2007, 1094-1095] demektedir. Sultanın 1550 tarihinde tescil edilen vakfiyesinde caminin müştemilatları; bir medrese, han ve hakanların konaklamasına layık sekiz odadan müteşekkil bir misafirhane, bir ahır içeren büyük han, mutfak, kiler ve ambardan oluşan bir imaret olarak belirtilmektedir.

 

9 Mart 1555 tarihinde Anadolu’ya seyahat için Üsküdar’a geçen Hans Dernschwam bir gece Üsküdar’da konakladıklarını Rüstem Paşa’nın Üsküdar’da bir köşk, bir cami ve bir kervansaray yaptırdığını söylemektedir [Necipoğlu 2013, 408].

 

Ramazanzâde Nişancı Mehmed Paşa’nın 1560 yılların başında yazdığı tarihte “Âlemin sığınağı padişah hazretlerinin, hayrat ve hasenat bağışlayıcısı olan kızı – Allah ömürlerini ebedî etsin- halis ve saf niyetiyle, Üsküdar’da tüm güzel vasıflar ve süsleri kapsayan, tepeden tırnağa tezyinatlı, ibadet için toplanma yeri olan bir cami, sağlam temelli bir medrese ve cömert nimetli bir imaret ile Kuran okumaya talip olan çocuklara Kuran okumayı öğretecek hafızların atandığı benzersiz bir sıbyan mektebi ve misafirlerle garibanlara gece gündüz ziyafetlerde çeşitli yiyeceklerin verildiği, sükûnet ve huzur içinde konaklayabilecekleri bir çok odalar yaptırdı” sözleriyle yapılan çalışmalardan bahsetmektedir [Necipoğlu 2013, 408].

 

1590’lı yıllarında ise Mehmed Aşık, yapılar topluluğunun konumunu detaylı bir şekilde tarif eder; “Merhum Sultan Süleyman Han’ın kızı, merhume Mihrümah Sultan, Üsküdar’da deniz kıyısında, hoş bir kubbesi ve iki mevzun minaresi olan yüce bir cami ve bu caminin doğu tarafında bilimlerin tahsili için ulu bir medrese ve medresenin civarında bir mutfak ve caminin batı tarafında misafirler için birçok oda içeren bir ziyafethane ve caminin kuzey tarafında yolcular için iki büyük kervansaray inşa ettirmiştir.”

 

XVII. yüzyılın ortalarında Evliya Çelebi, seyahatnamesinin Üsküdar bölümünde yer yer Mihrimah Sultan Külliyesi’nden bahseder; “Deniz kıyısındaki avlusuna iki taraftan taş merdivenlerle çıkılır. Ortasında bir abdest havuzu çınarlar ile süslüdür. İskelebaşı’nda Mihrümah Sultan medresesi, İskelebaşı’nda Mihrümah Sultan İmareti için; yıl boyunca sabah ve akşam gelen giden yolculara, misafirhanede oturanlara her gün iki vakit birer bakır sini ile herkese birer tas buğday çorbası, birer ekmek, her gece birer mum ve at başına bir yem sadakası vardır. Üç günden fazla misafir olana vermezler.” demektedir. Üsküdar’da bulunan kervansaraylardan bahsederken; “Bunlardan biri İskelebaşı’ndaki camiin iki tarafında, deniz kıyısında yüzer ocaklı ve yüzer tavla at alır kervansaraylardır ki sanki birer kaledir. Baştan başa kurşun örtülüdür ki gelen geçene teklifsiz konaktır” demektedir. Görüldüğü gibi Evliya Çelebi camiin yanı sıra medrese, imaret ve iki kervansaray bulunduğundan da bahsetmektedir [Evliya 2003, 431-435].

 

1662-1684 tarihleri arasında İstanbul ve çevresini anlatan Eremya Çelebi Kömürciyan’da Üsküdar sahilinde, ağaçlar içinde görülen büyük cami ile hanlar Sultan Süleyman tarafından kızı Mihrimah Sultan için yaptırılmıştır demektedir.

 

Gülnuş Emetullah Sultan adına yapılan Yeni Valide Külliyesi H.1120/1708 yılında tamamlanır. Bu yapının yapılışından kısa süre sonra Çelebizade tarihinde Muharrem 1135/20 Ekim 1722 gecesi Üsküdar’da çıkan bir yangın sonucu Mihrimah Sultan’ın eseri olan tabhane, bit bazarı ve haffafhane ile küçük hamamın yandığı belirtilmektedir [Raşid 2013, III, 1305]. Muhtemelen o yıllarda Üsküdar Meydanı deniz kıyısından itibaren yapılar ile kaplıdır. Biri bit pazarı, diğeri haffafhane olarak kullanılan yapılar bu yangın sonrası yıkılarak ortadan kaldırılmışlardır, bu yapıların Mihrimah Sultan külliyesine ait yapılar olması mümkündür. Bu yapıların ortadan kalkması ile Gülnuş Valide Sultan külliyesi denizden görünür hale gelmiştir. Ortadan kalkan bu yapıların bıraktığı boş alana kısa bir süre sonra 1728 yılında Sultan III. Ahmed Çeşmesi yapılır.

 

H.1182/1786 yılına kadar İstanbul ve civarında bulunan cami ve mescitleri yazan Ayvansârayî Hüseyin Efendi “Hadikat-ül Cevami” isimli eserinde, Mihrimah Sultan Camii’nden “Leb-i deryada vaki olup, medrese, mektep ve imaret ve birer şerefeli iki minaresi ve levazımatı sairesi mevcut” olarak belirtir. Muhtemelen o tarihlerde bazıları yıkılan imaret, tabhane ve kervansaraydan levazımatı sairesi olarak söz etmektedir [Ayvansârayî 2001, 52-93].

 

XIX. yüzyılın başlarında İnciciyan ise “Boğaziçi Sayfiyeleri” isimli nazım eserinde bu külliyeyi:

 

Bir hastane ve konak yeri
Okul, dershane ve misafirhane
Kıyıda bir cami yaptırdı
Süleyman Hanın kızı Mihrimah

 

sözleri ile anlatır [İnciciyan 2000, 148].

 

Mihrimah Sultan’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı bu külliyeden günümüze ulaşan yapılar camii, medrese ve sıbyan mektebinden ibarettir. Peki imaret, mutfak, kiler ve iki kervansaray nasıl olmuştur da günümüze erişmemiştir? Bu yapılar ile ilgili olarak neler biliyoruz?

 

Bu yapılara ait geç dönem bir kayda ise 1802 ve 1814 tarihli, “Bostancıbaşı Defterleri”nde rastlarız. “Beylik Zahire Anbarları ve Mihrimah Sultan Camii Şerifi ve imareti” [Koçu 1958, 89; Rado 1972, 23]

 

Uzun yıllar sonra bu yapılardan İbrahim Hakkı Konyalı bahseder. 1977 yılında yayımlanan “Üsküdar Tarihi”nin, II. Cildinin, Kervansaraylar ve Menzilhaneler bölümünde:

 

“Vakfiyesinde han şeklinde geçen bu kervansaray Mimar Sinan yapısı idi. Mihrimah Sultan’ın camii, medrese, mektebi ve imarethanesi ile beraber yapılmıştı. Büyük İskele denilen Üsküdar İskelesinin karşısına rastlardı...

 

Bu kervansarayda yolcuların atları ve develeri için saman, arpa ve hamur topları verilirdi. Kervansaray Üsküdar Kaymakamı İzzeddin Çağpar tarafından yıktırılarak yok edilmiştir. Cumhurbaşkanı Atatürk benim neşriyatım üzerine onu kaymakamlıktan uzaklaştırmıştır.”

 

Anlaşılacağı gibi Konyalı bir kervansaraydan bahseder. Halbuki bu külliyenin mutfak, kiler ve ambardan oluşan bir de imareti vardır. Daha üst kotlardaki Atik Valide Külliyesi’nin iki kervansarayı bulunmakta birlikte, burada gördüğümüz gibi birbirinden ayrı yapılar halinde değildir.

 

Şimdi yazılı belgelerdeki bu bilgilerin ötesinde çeşitli dönemlere ait görsel belgeler ışığında bir bölümü uzun yıllar önce, bir bölümü ise 90 yıla yaklaşan bir süre önce ortadan kaldırılan Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesi’ne ait bu yapıları inceleyeceğiz.

 

Bu konuda ulaşabildiğimiz ilk belge 1577 tarihli “Şehinşahname”dir. Piri Reis’in “Kitap-ül Bahriyesi”nin bazı nüshalarında rastladığımız İstanbul görünümlerinde de Mihrimah Sultan Külliyesine ait yapılar görülmektedir. 1680 tarihli Grelot çiziminde de bu yapılara ait ip uçları seçilmektedir. Kauffer’in 1819 tarihli İstanbul Haritası’nda artık ikinci kervansarayın ortadan kalkmış olduğu görülmektedir.

 

1914 tarihli Alman Mavileri’nde Kuzey yönündeki kervansarayın çizilmesine rağmen, mutfak ve kilerin yer almadığını görmekteyiz. Nisan 1933 tarihli Pervititch Haritası’nda kervansaray binası yıkılmış görülmektedir. Buna karşı mutfak ve kiler binası mevcudiyetini korumaktadır. Bu haritayı esas alarak söz konusu ikinci kervansaray ile yazılı belgelerde misafirhane binasının nerede olabileceği konusunu irdelemek istedik.

 

XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk yarısına ait bir dizi fotoğraf bize geriye kalan mutfak, kiler, gibi yapılar ile kuzey yönünde olan kervansaray hakkında bilgi vermektedir.

 

İncelediğimiz en eski çizili belge Sultan III. Murad’ın oğullarının sünnet düğünü için 1582 yılında Atmeydanı’nda yaptırdığı şenlik anısına Seyid Lokma ve Nakkaş Osman tarafından hazırlanan ve orijinali Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı’nda bulunan Şehinşahname’deki (İÜK, F1404 v.58a) İstanbul haritasıdır. Muhtemelen 1577 yılında İstanbul üzerinde görülen kuyrukluyıldızın yer aldığı bu minyatürde, Üsküdar iskelesi oldukça detaylı olarak belirtilmektedir. Kıyıya yakın bir noktada, birer şerefeli, iki minaresi görülen caminin solunda medrese binası, denize doğru olan alanda ise birbirine açılı bir şekilde bakan ve ortalarında birer yüksek kapıları olan kiremit kaplı, kırma çatılı iki binanın söz konusu kervansaraylar olduğunu düşünmekteyiz.

 

Bir diğer belge ise Piri Reis ‘in, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde; Diez A. Foliant 57 numarada kayıtlı, temize çekilmiş notlar halindeki Kitab-ı Bahriyesi yazmasında bulunan İstanbul Planı’dır. Söz konusu çizimin kesin tarihi belli değildir. Çizimin biraz tahrip olmuş sol alt köşesinde, sırası ile Mihrimah Sultan, onun sağına doğru Rum Mehmed Paşa ve kıyıda Şemsi Paşa Cami’leri net olarak seçilmektedir. Caminin önündeki düz alanda, camiye göre simetrik yerleştirilmiş, kırma çatılı, birinin dar yüzünde, yuvarlak kemerli kapı olan iki dikdörtgen formunda büyük yapı görülmektedir. Kitab-ı Bahriye’nin Köprülü Kitaplığı II-171, vr. 428a ve Baltimore Walters Gallery, W.658, v. 370b nüshalarında da benzer yapıları görmek mümkündür.

 

Joseph Guillaume-Grelot’un, 1680 tarihlerine atfedilen İstanbul çiziminin, sağ alt köşesinde Üsküdar ve iki minaresi ile Mihrimah Sultan Camii seçilmektedir. Bu noktayı biraz büyüttüğümüzde, caminin soluna doğru, çatısında pencereleri, dar cephesinde bir kapı bulunan ve kısa süre sonra yıkılacak olan kervansaray seçilmektedir.

 

Fr. Kauffer tarafından 1776 yılında hazırlanan ve 1786 yılında baskısı yapılan detaylı bir İstanbul haritası bulunmaktadır. Bu haritanın Üsküdar bölümünde, Mihrimah Sultan Camii önünde görülmekte olan yapıya “Beylik Han” yazılmıştır. Diğer tarafta ise, camiye aynı açı ile konumlandırılan ve hemen hemen orijinal yapı ile aynı konumda yerleşen, fakat daha ince bir yapının var olduğunu görmekteyiz.

 

Antoine Ignace Melling, İstanbul’da yaşadığı 1784-1802 tarihleri arasında, şehrin çeşitli noktalardan görünüşlerini çizer. Bunlardan biri de Tophane sırtlarından Üsküdar görünüşüdür. Bu gravürün sağ alt köşesinde, Mihrimah Sultan Camii’nin soluna doğru, sahilde, kırma çatılı, cephesinde çok sayıda pencere olan kervansaray binası net bir şekilde görülmektedir.

 

Sanırım dikkatimizi çekmeyen veya erişemediğimiz pek çok çizili belgede de söz konusu yapılara ait görsel ipuçları bulunmaktadır.

 

XIX. yüzyılın ikinci yarısının başlarından itibaren İstanbul’a ait pek çok fotoğraf bulunmaktadır. Bunlardan biri Guillaume Berggren tarafından 1880-1885 tarihleri arasında Şemsipaşa Camii önünden çekilen bir karedir. Bu karede Mihrimah Sultan Camii’nin solunda, sahilin zaman içinde dolması sebebiyle, kervansarayın geride kaldığını önüne kâgir bir tahıl deposunun yapıldığı görmekteyiz. Daha önceki dönemlere ait çizimlere benzer şekilde beşik çatılı, çatısı üzerinde pencerelerin bulunduğu kervansaray net bir şekilde görülmektedir. Hemen hemen aynı açıdan çekilmiş bir diğer kare ise Sebah&Joaillier’e ait olup, aynı görüntü ile karşılaşmaktayız. Sebah&Joaillier tarafından belki de bir önceki fotoğrafla aynı gün çekilen karede, Sultan III. Ahmed Çeşmesi’nin Boğaza doğru devamında tek katlı ahşap bir yapı ile üç katlı kagir yapının devamında sağlam olduğu anlaşılan, çatısında bir dizi pencere olan kervansaray yer almaktadır. Üsküdar Büyük İskelesinde bulunan kahvenin önünden çekildiği anlaşılan bir karede ise kervansarayın bir bölümü ile uzun cephesine yapılmış olan destek duvarı seçilmektedir.

 

Biraz flu olmakla birlikte, kervansarayın bulunduğu yeri tam anlamı ile açıklaması açısından Şirket-i Hayriyye’nin 1912 tarihli yıllığından aldığımız bir diğer karede, kervansarayın iskelenin tam arkasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu karenin soluna doğru ise kurşun kaplı çatıları ile imaret binası seçilmektedir. Üsküdar Vapur İskelesi’nin yapılmasından kısa süre önce, önceki fotoğrafa göre daha soldan çekilen iki karede ise imaret ve eklentileri açık bir şekilde belli olmaktadır. Söz konusu yapılar ile kervansarayın bir bölümü H. Glück’ün 1920 tarihli kitabında da yer almaktadır [Glück 1920, Foto: 91]. Söz konusu imaret yapılarının çatısında yer alan aydınlık fenerleri ve bacalarla 1900 tarihli başka bir fotoğrafta karşılaşmaktayız. Muhtemelen caminin minaresinden, 1920’li yıllarda çekilmiş olan bir kare ise bize kervansarayın çatısının oluşumunu ve çatı pencerelerinin sayısını aktarmaktadır. İlhan Hattatoğlu’nun arşivinde bulunan bir başka kare ise kervansarayın bilinen son fotoğrafıdır [Ekim 2015, 63].

 

Yüzyıllarca ayakta duran bu Mimar Sinan yapısı, bir yerel yöneticinin yol açma, meydan genişletme anlayışının kurbanı olur ve yıkılmaya başlanır. Dönemin Üsküdar Kaymakamı İzzeddin Çağpar’ın emri ile başlayan yıkım büyük oranda gerçekleştikten sonra, müzeler müdürlüğü yıkıma el koyar, ancak iş işten geçmiş ve yapı büyük oranda yıkılmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı’nın girişimleri sonucu görevlendirilen İzzet Kumbaracılar’ın 26 Kanunievvel (Kasım) 1933 tarihli raporu ve eki fotoğraf İstanbul Encümen Arşivi’nde bulunmaktadır. Bu gibi ata yadigarı eserlerin yok olmasına sebep verdiği için kaymakam görevden el çektirilerek, bakanlık emrine alınır [Ekim 2015, 70]. 1930’lu yılların sonuna doğru çekilen bir hava fotoğrafında gerek imaret, gerekse kervansaraydan hiçbir iz kalmadığını, Mihrimah Sultan Camii ve medresesinin önünün tamamen açıldığını görmekteyiz.

 

Mimar Sinan’ın alışılmadık bir biçimde cami kotundan daha alçak olan deniz kıyısına, caminin mihrap aksına göre simetrik şekilde konumlandırdığı çifte kervansaraylardan biri XVIII. yüzyılın başlarında, diğeri ise XX. yüzyılın ilk yarısında yok olur. Böylece büyük bir külliye olarak inşa edilen Mihrimah Sultan Camii ve çevresindeki yapılardan günümüze ne yazık ki yalnızca medrese ve sıbyan mektebi ulaşır.

 

Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesiyle ilgili dikkat çekmek istediğim bir nokta, yazılı kaynaklarda bu külliyenin içinde bir hamam olup olmadığına dair net bir bilgi bulunmamasıdır. Mimar Sinan’ın, Mihrimah Sultan için yaptığı Edirnekapı Hamamı listelerde yer alırken, Üsküdar için herhangi bir bilgi yoktur [Meriç 1965, 46 ve 126; Kuran 1986, 395]. Buna karşı Mimar Sinan’ın yaptığı hemen hemen her külliyede bir hamam bulunmaktadır. Risale-i Tezkiretül Ebniye’nin babı salis aşer faslında, iki yerde; 8. ve 48. sırada Üsküdar’da Valide Sultan Hamamı ismi verilmektedir. Acaba bir hatırlama sorunu olarak bu hamamlardan birinin “Küçük Hamam-Kulluk Hamamı” [Konyalı 1976, 442-444; Haskan 1995, 226-227] olarak bilinen ve son dönemlerde restore edilerek çarşı olarak kullanılan hamam olması mümkün müdür?

 

Çizili belgeler ve fotoğraflar üzerinde yaptığımız bu değerlendirmenin devamı olarak yaptığımız araştırmalarda ulaşabildiğimiz en erken tarihli harita 1913-1914 tarihli Alman Mavileri’dir [Dağdelen 2006, Pafta D 9 ve D 10]. Bu haritada kervansarayın “Levazımat-ı Umumiye Yem Ambarı” olarak kullanıldığı yazılıdır. Hemen arkasında yer alan imaret ve mutfak yapıları haritada belirtilmemiştir. Buradaki çizimden kervansarayın genişliğinin 25 metre, uzunluğunun ise 65 metre olduğunu anlıyoruz. Yapının denize bakan ön cephesinde ve imaret yapılarına bakan yan cephesinde muhtemelen zaman içinde meydana gelen açılmaları önlemek için yapılmış destek izleri görülmektedir. Haritalarda kervansarayın medrese yapısına paralel olarak yerleştirilmiş olduğunu görmekteyiz. Caminin mihrap aksını esas alarak yaptığımız çalışmada daha önce yok olmuş ikinci Kervansarayın yeri konusunda birkaç deneme yaptık. İlk denememizde caminin mihrap aksına göre ikinci kervansarayı, diğerine simetrik olarak yerleştirdik. Bu durumda ikinci yapının bir kısmının denize inşa edilmiş olması gerekir ki bu mümkün değildir. İkinci denemede mihrap aksına göre yapıyı açılı olarak yerleştirdik, bu durumda hem caminin görünüşü önemli ölçüde kapadı, hem de caminin bulunduğu set ile kervansaray arasında çok dar bir geçit oluştu. Üçüncü denemede ise, söz konusu yapıyı gerek Alman Mavileri’nde gerekse Pervititch Haritaları’nda etrafı duvarlarla çevrili boş alan üzerine yerleştirdik. Bu durumda yerleştirildiği taktirde Marmaray kazıları sırasında ortaya çıkan bir bölüm temele kalıntısı ile de çakıştığını gördük. Her ne kadar söz konusu temel kalıntıları hakkında yeteri kadar bilgiye ulaşamadıksa da, muhtemelen ikinci kervansarayın bu alanda yapılmış olabileceğini düşünmekteyiz.

 

Erişebildiğimiz bir diğer harita ise Pervititch’in Nisan 1933 tarihli Üsküdar İskele Mahallesi isimli haritasıdır [Pervititch 2000, 263]. Bu haritada artık Mihrimah Sultan Kervansarayı gözükmez, yeri kesik çizgilerle işaret edilmektedir, anlaşılan yapı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Çizgilerle belirtilen alandaki yapı ölçüleri ile Alman Mavileri’nde belirtilen ölçüler birbiri ile uyumlu olup, 25x65 metredir. Bu harita üzerinde de ikinci kervansarayın olası yeri hakkında bazı öneriler geliştirdik. İlk denememiz her iki yapının cami aksına göre simetrik olup olmadığıydı, ancak bu durumda daha önce ortadan kalkan yapının bir bölümü denize doğru uzandığı için bu yerleşmenin mümkün olmadığını düşünmekteyiz. Sanırım Mimar Sinan bu yapıları bazı nedenlerden dolayı simetrik olarak konumlandırmamış.

 

Son zamanlarda yapılan Marmaray kazısı sırasında Üsküdar Meydanı’nın büyük bir kısmının kazılmasına rağmen ikinci kervansaraya ait net bir ize ulaşılamamıştır. Eğer bu yapıya ait yeteri kadar temel kalıntılarına ulaşmak mümkün olsa idi, yapının konumu hakkında daha net bir fikre sahip olabilirdik. Dilerim İstanbul’un kaybolmuş pek çok yapısı için benzer araştırmalar yapılır ve bu araştırmalar için yazılı belgelerin yanı sıra görsel belgelerin de değerlendirilmesine özen gösterilir.

 

Bir diğer dikkatinize çekmek istediğim konu ise, bir dönem merkezi hükümetin yerel yöneticilerinin bu gibi hatalarını örtmeye çalışmak yerine onları görevden uzaklaştırmak için gösterdiği kararlılıktır. Günümüzde merkezi idare tarafından atanan yöneticilerin bu gibi hatalar yapması en az seviyeye inmiş olsa da, Anadolu’nun pek çok kentinde seçimle iş başına gelmiş çoğu yöneticilerin bu gibi konulara duyarsız olduğunu ve tahribe yol açtıklarını görmek üzüntü vericidir.

 

KAYNAKÇA

 

Ayvansârayî 2001
Ayvansârayî Hüseyin Efendi vd., İstanbul Camileri ve Diğer Dînî-Sivil ve Mi’mârî Yapılar, Haz. Ahmed Nezih Galitekin, İstanbul, 2001.

 

Dağdelen 2006
İrfan Dağdelen (Haz.), Alman Mavileri 1913-1914 I. Dünya Savaşı Öncesi İstanbul Haritaları, İstanbul, 2006.

 

Dernschwam 1992
Hans Dernschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, Çev.Yaşar Önen, Ankara, 1992.

 

Ekim 2015
Zeynep Emel Ekim, “Documentary Evidence Concerning The Destructi-on of The Mihrimah Sultan Soup-Kitchen and Caravanserai in 1933”, TAÇ 05 (Ocak-Mart 2015), İstanbul, s. 58-71.

 

Glück 1920
Heinrich Glück, Alt Konstantinopel, Müchen, 1920.

 

Haskan 1995
M. Nerim Haskan, İstanbul Hamamları, İstanbul, 1995.

 

İnciciyan 2000
G. V. İnciciyan, Boğaziçi Sayfiyeleri, Haz. Orhan Duru, İstanbul, 2000.

 

Koçu 1958
Reşad Ekrem Koçu, “H 1229-30/1814-15 Bostancıbaşı Defteri”, İstanbul Enstitüsü Mecmuası IV, İstanbul, 1958, s. 39-90.

 

Konyalı 1976
İbrahim Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi I, İstanbul, 1976.

 

Kuran 1986
Apdullah Kuran, Mimar Sinan, İstanbul, 1986.

 

Mehmet Âşık 2007
Mehmet Âşık, Menâzırü’l-Avâlim, Haz. Mahmut Ak, Ankara, 2007.

 

Meriç 1965
Rıfkı Melûl Meriç, Mimar Sinan Hayatı, Eseri, Ankara, 1965.

 

Necipoğlu 2013
Gülru Necipoğlu, Sinan Çağı, Çev. Gül Çağalı Güven, İstanbul, 2013.

 

Pervititch 2000
Jacques Pervititch, Sigorta Haritalarında İstanbul, İstanbul, 2000.

 

Rado 1972
Şevket Rado, “Bostancıbaşı Defteri”, Hayat Tarih Mecmuası İlavesi, İstanbul, 1972.

 

Raşid 2013
Râşid Mehmed Efendi-Çelebizâde İsmaîl Âsım Efendi, Târîh-i Râşid ve Zeyli, Haz. Abdülkadir Özcan vd., İstanbul, 2013.