Site Tasarım: Savaş Çekiç Uygulama: İkipixel

Bu sitede bulunan resimler ve dökümanlar M. Sinan Genim'e aittir ve izinsiz kullanılamazlar. Ancak gerekli izin alındıktan sonra ve kaynak gösterilmek kaydıyla kullanılabilir.

Yayımlar / Bildiriler

ÇENGELKÖY BULUNTULARI

 

Arkeoloji, Saray, Kikonion, Sophianai, Çengelköy,

 

Günümüze değin değişik isimlerle anılan Çengelköy’ün, olasılıkla ilk kez Bithynlerin Anadolu’ya göçü sırasında Trakya’dan göç eden Kikon kabileleri tarafından kurulduğuna ve Kikonion olarak zikredildiğine dair görüşler bulunmaktadır [Dionysios Byzontios [A] 2010, 84; Erzen 1994, 78-82]. Kikonlar, Bithynlerin göçünden ve Güney Trakya’nın Ege Denizi kıyısındaki Hellen kolonizasyonundan önce Biston Gölü ile Hebros [Meriç] Nehrinin aşağı mecrası arasındaki bölgede oturuyorlardı. Ancak göç ve kolonizasyon olayları, birkaç oymağa ayrılmış bulunan Kikonların anavatanını ve hükümranlıklarını ciddi şekilde etkileyerek küçük kabilelerin tekrar bağımsız duruma gelmelerine neden olmuştur. Trakya’da oturan yerli halk Kikonların esas oymaklarının fırtınalı olaylardan sonra vatanlarında kaldıklarını ancak bir kısmının Anadolu’ya geçip yerleşmek amacıyla göç ettiklerini İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasındaki bir yerin Kikonion adını taşıması boşuna değildir [Erzen 1994, 79].

 

Aynı şekilde MS 1. ya da 2. yüzyılda yaşadığı sanılan Byzantionlu Dionysios Byzantios’un günümüze ulaşan eserinde, boğazın Anadolu yakasında Kikonion adıyla bilinen bir kentten söz edilmektedir [Dionysios Byzontios [A] 2010, 84]. Kikonion yani Kikonların kenti. E. Oberhummer [Oberhummer 1897, 754/106] ise, bu ismin bir Trak boyu olan Kikonlara karşı kazanılan bir zafere binaen bölgeye verilmiş olduğunu ileri sürer. Herodot [Hdt. 7, 59, 108, 110], MÖ 480’de I. Kserkes ordusunun Yunanistan’a doğru yola çıktığı sırada ülkelerinden geçtiği Trak ulusları içinde Kikonların da bulunduğunu belirtir. Mitolojik kahraman Odeseus’un Troia savaşlarından sonra Yunanistan’a dönüşünde Trakya’dan geçerken sert karakterli Kikonlarla savaştığına dair hikâyeler Eskiçağ kaynaklarında zikredilmektedir [Lamert 1933, 322; Ayrıca bk. Mansel 1938, 20]. Dionysios Byzantios [Dionysios Byzontios [B] 2010, 135], aşırı sertlikleri ve kötü huylarıyla tanınan ve Kikonion denilen yerde yaşayanların şiddetli ayaklanmalarının bastırılıp bu yerden çıkarıldıklarını nakleder.

 

Uzun yüzyıllar boyunca bölge hakkında başkaca açıklama yapan olmaz. 16. yüzyıl ortalarında Boğaziçi hakkında geçmiş dönemin kaynaklarını referans alarak İstanbul Boğazı isimli bir kitap yazan Petrus Gyllius; günümüz Kuleli semtinden sonra Khrysokeramos [Kuzguncuk] adlı köy gelir diyerek bir karışıklığa neden olur. “Bu köyde, 12 pes derinlikte toprak altına saklanmış eski temellere ait çok büyük dörtgen taşların kazılıp çıkarıldığını gördüm. Taşlar eskiden orada çok iyi donanmış bir kalenin varlığına ve Sophianai adı verilen sarayın ya da daha eski sarayların yapılış tarzına ilişkin bilgi verirler. Saray, Mikhael Kilisesi’nden uzakta değildir ve Prokopios’un aşağıdaki sözleriyle anılır. ‘Mikhael Kilisesi’nden uzakta olmayan ve uzun bir zamanın geçmesiyle eskiyen Kutsal Theotokos Kilisesini onardı. Kiliseyi araştırmak ve görkemini sözle anlatmak uzun sürer. Karadeniz’e gemiyle gidenlerin sağında, kıyıda, eski zamanlardan bu yana hep görülmeye değer imparatorluk sarayları vardı, İmparator Justinianus [527-565] onları tümüyle Tanrı’ya adadı’. Prokopios daha sonra, nasıl Byzantion’da çok sayıda fahişe olduğunu, bunlar arasında geçmiş yaşamından pişmanlık duyanlar için aynı kıyıda bulunan saray yapılarının görkemli bir manastıra çevrildiğini anlatır”.

 

Gyllius Khrysokeramos Deresi’nin yazın kuruduğunu ve ondan sonra Stauros adı verilen köyün geldiğinden bahseder. Gerçekte Boğaz köyleri Kuleli’den sonra Çengelköy, Havuzbaşı, Beylerbeyi, İstavroz ve Kuzguncuk olarak sıralanmaktadır. Bu sıralamadan da anlaşılacağı gibi Gyllius muhtemelen, Kuzguncuk Deresi ile Çengelköy vadisi boyunca akmakta olan Bekâr Deresi’ni karıştırmaktadır. Sözünü ettiği Sophianai Sarayı Çengelköy sahilinde Bekâr Deresi’nin denize kavuştuğu noktada yer alıyor olmalıdır [Gyllius 2000, 220. 221; Prokopios 1994, 37].

 

Yüzyıla yakın bir süre sonra Evliya Çelebi [Evliya Çelebi 2003, 2. 428], “bu şehirde Madyan oğlu Yanko zamanından çengeller kaldığı için Çengelköy derler. Halkının çoğu Rumlardır, Müslüman çok azdır” diyerek bilgi verir. Aynı yüzyılın sonralarına doğru E. Ç. Kömürciyan; “Büyük Çengelköy’de Rumlar ve az miktarda Yahudi oturur” diye bir açıklama yapar. E. Ç. Kömürciyan’ın eserini Ermeniceden Türkçeye tercüme eden H. D. Andreasyan’ın açıklama notlarında Çengelköy adının rivayete göre Fatih Sultan Mehmed Dönemi’nde o bölgede bulunmuş olan büyük bir gemi demirinden ileri geldiğini, gerçekte buranın eski adının yaldızlı kiremitlerinden dolayı “Khrisokeramis” olduğunu ve Bizans Dönemi’nde buradaki yazlık sarayın Justinianus tarafından bir kadınlar manastırına çevrildiğini açıklar [Eremya 1988, 47. 276].

 

19. yüzyılın başlarında bölgeyi dolaşan bir diğer yazar S. S. Hovhannesyan, “Kuleli’den sonra Türkler ve Rumlarla meskûn Çengelköy gelir. Buradaki Ay’ Yorgi [Ayios Yeorgios] Kilisesi çok eskimiş olduğundan günümüzde yeniden yapıldı. Çengelköy’ün koyu, genişlik bakımından İstinye’den sonra ikinci gelir. Verimli vadisinin içinden küçük bir dere geçer. Kasım ayında mehtaplı gecelerde büyük şenliklerle balık avı yapılır. Bu mahalden Boğaz’ın iki yakası ve İstanbul şehri ayna gibi görülür. Bu köyde, evvelce bulunan Aya Panaia [Ayia Panayia] Kilisesi’nim kalıntıları hala görülmektedir. Yukarıda adı geçen Ay Yorgi Kilisesi, köyün nihayetindedir. Kilisenin bulunduğu sokağın içinde, erken devirlerden kalma, haç motifleri ile süslü taş bir havuz vardır. Havuzbaşı denilen yer bu sıradadır. Buranın sahile çıkış yeri, Çengelköy’e bitişik geniş ve güzel bir vadi olup, Çayır İskelesi adını taşır” demektedir [Hovhannesyan 1996, 62. 63].

 

İnciciyan 1794 tarihinde kaleme aldığı Boğaziçi Sayfiyeleri isimli manzum eserinde, Çengelköy’ü aşağıdaki satırlar ile anlatır.

 

Tarihçilerin dediğine göre
Onun ilk adı “Hriskeramis”,
Daha sonra “Cenger” denip
Halkın dilinde Çengelköy oldu.

 

Şafak sökerken altın ışıkla
Parlardı üstü kiliselerin
Bu yüzden denmiş “Hriskerami”,
Yani bizim dilde “Atın Kiremit”.

 

Boğaz üstünde büyük koyu var,
İstinye’den sonra gelir büyüklükte
Zengin vadisi, ufak bir deresi bulunur
Burada ayvanın iyisi çıkar.

 

Kasım ayında dolunay olunca
Tüm kent büyüklü küçüklü koşup gelir
Deniz üstü olur bayram yeri
Toplamak için iri balıkları.

 

Eskiden pek tutulmazdı burası
Kuzey havası burada az diye
“Kule Bahçesi ve “Havuz Başı”
Sağda ve solda burayı sevdirdi herkese

 

Boğaz içinde her iki yanı
En güzel gören yalnız burası
Seyreder her an o büyük kenti
Bir resim gibi, ayna misali

 

Senin duygulu, hassa ruhun
Zevk alır gelse bu taraflara
Bir gözle bakar, binleri görür
Ta uzaklara, daha uzaklara

 

Eski Fatihler burayı görüp
Hayran olup saraylar yaptırmış,
Bu yazlığın tam deniz kıyısında
Prokopius’un anlattığı gibi

 

Sökülmüş orası yeni yüzyılda
Justinianus onun yerine
Manastır yaptırmış kadınlar için
Günahlarından arınsın diye.

 

Ve kilise yaptırmış Meryem Ana’ya
Yarıya kadar yıkılmış bugün
Kilisesi de Aya Yorgi’nin
Yıkılmış durur köyün ucunda

 

Ben burada gördüm sokak üzeri
Bir haç işareti havuz taşında
Anımsayıp eski zamanı
Yapılanlardan yalnız bu kalmış [İnciciyan 2000, 156. 157; Carbognano 1993, 97].

 

S. Eyice Bizans Devrinde Boğaziçi isimli kitabında Çengelköy’ün Bizans dönemindeki adının Sophiani Limanı olduğunun kabul edildiğini belirtir. Bu limanın İmparator II. Justinos [562-578] tarafından karısı Sophia için bölgede 568 yılında yapımına başlanan bir saraydan dolayı aldığını ileri sürer. II. Justinos 569’da bölgede ikinci bir saray daha yaptırdığını ve I. Herakleios’un oğlu genç Herakleios’un burada doğduğundan söz eder. Buna karşın İmparator I. Anastasios [491-518] döneminde yaşayan tarihçi Zosimos Çengelköy’ün isminin Kikonion ya da Protos Diskos olarak bilindiğini söylemektedir. Petrus Gyllius’un metni esas alınarak yaklaşık 1666 yılında Guglielmo Sanson [1633-1703] tarafından hazırlanan Anaplus Bosphori Thracii isimli bir İstanbul haritasında Çengelköy’ün adı Protos Diskos olarak belirtilmektedir.

 

Marianos Skholastikos’un bir epigramında kısaca tarif edilen bu sarayın civarında içinde Prens Justos’un da mezarının bulunduğu, Hagios Mikhael ve Theotokos [Meryem Ana] adlarında iki de kilise bulunduğu belirtilir [Eyice 1976, 56; Janin 1950, 152. 153].

 

Günümüzde Çengelköy’de Hagios Georgios Kilisesi adıyla bilinen tek bir kilise bulunmaktadır. Rum Ortodoks Patrikhanesi tarafından hazırlanan listede “Çengelköy Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi” adıyla kayıtlı olan bu kilise bazilikal plan tipinde olup, 1920’li yılların sonuna doğru Boğaz yolunun genişletilmesi sırasında bir bölümü kesilmiştir. Bu kilisede bulunan en eski kitabe 1830 yılına tarihlenmektedir. Çengelköy’ün Kuleli’ye doğru çıkışında yer alan bu yapı muhtemelen S. S. Hovhannesyan’ın tarif ettiği kilisedir. Ancak bahis konusu edilen ve muhtemelen köyün girişinde Havuzbaşı’na doğru olduğu söylenen Aya Panaia Kilisesi’nden günümüze bir iz kalmamıştır [Karaca 2008, 493-501].

 

Günümüze kadar, bölgede bulunduğu söylenen saraylar ve manastırlara dair herhangi bir ize rastlanmamıştır. Bölgenin çok uzun dönemdir yoğun şekilde iskân edildiği göz önüne alındığında, Petrus Gyllius’un daha 16. yüzyılda oldukça derinde olduğunu ve ancak kazı yapılarak bazı taşlarının çıkarıldığını söylediği bu yapılarla ilgili herhangi bir ize rastlanmaması da doğaldır.

 

2007 yılında mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan ve Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’na tahsis edilen Üsküdar, Çengelköy Mahallesi, 146 pafta, 811 ada, 1 parselde bulunan ve 18. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği düşünülen Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı’nın [Eldem 1994, 167-171] bahçesinde yapılan çalışmalar sırasında Bekâr Deresi’nin kuzey sahilinde su seviyesinin yaklaşık bir metre kadar altında kumlu bir zemine çakılmış bir dizi meşe kazık ortaya çıkmıştır. Düzgün kesilmiş 15x15 cm ebatlarındaki bu kazıkların boyu ortalama 175 cm kadardı. Büyük bir hızla araziyi dolduran dere ve deniz suyuna karşın, zemin sağlamlaştırması yapılmasına geçildiği bir aşamada üst üste istiflenmiş dört adet sütun parçası ile büyük oranda tahrip olmuş bir sütun başlığının farkına varıldı. Bu yapı parçalarının yanı sıra çeşitli noktalarda su ve bataklık zemin içinde bir friz parçası ile üzerinde dört adet delik bulunan bir diğer taş daha olduğu görüldü. Bu parçalar şantiye alanı içinde muhafazaya alındı ve tarafımızca rölöveleri yapıldı. Bu arada zeminin çeşitli noktalarından bazılarının üzerine işlem yapılmış on adet taş parçası daha toplandı. Çevrede yapılan sözlü araştırmalar sonrasında ekli haritada görülen noktalarda yapılan inşaat çalışmaları sırasında da benzeri kolon ve taş parçalarına rastlandığı anlaşıldı. Ancak çoğunluğu kırık olan bu parçaların akıbeti konusunda herhangi bir bilgiye ulaşmak ne yazık ki mümkün olmadı.

 

Ortaya çıkan ve günümüzde yalı bahçesinde koruma altına alınan dört adet sütun parçasının ikisi Marmara mermeri [111 ve 213 cm. yüksekliğinde, ikisi ise granittir [323 ve 351 cm yüksekliğinde]. Büyük oranda tahrip olmuş olan 65 cm yüksekliğindeki Marmara mermerinden yapılan akanthus yapraklarıyla süslü kaliteli işçilik gösteren sütun başlığı 5. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Başlığın alt yüzünde 5 cm çapında bir zıvana deliği bulunmaktadır. 6 x 28 x 34 cm ebatlarında ve üzerinde farklı noktalarda dört adet delik bulunan yassı taşın çapa olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Bu yapı elemanlarının yanı sıra, bazılarına yüz açılmış bir grup taş ile çeşitli noktalardan kırılmış 11 adet taşa daha rastlanmıştır.

 

Ekli haritadan da anlaşılacağı gibi Çengelköy vadi tabanının birbirinden oldukça uzak noktalarında yapılan kazılarda benzerlerine rastlanan bu buluntular Justinianus’un kadınlar manastırına dönüştürdüğü saraya ait olabilecekleri gibi, daha sonra II. Justinos’un karısı Sophia için yaptırdığı saraya da ait olmaları da bir diğer olasılıktır. Bu yapıların ne büyüklükte olduğunun tespit edilebilmesi için önümüzdeki dönem Çengelköy’ün alt yapı iyileştirme çalışmaları sırasında yapılacak inşaat faaliyetleri sırasında dikkatli olmak, su kotunun altında veya hemen su kotu seviyelerinde yapılacak aletli kazılarda ortaya çıkabilecek olan benzeri yapı parçalarının tahrip olmaması için tedbir almak gerekmektedir. Boğaziçi’nin bu bölgesinde yeni yapı izni olmadığı için, yapılan restorasyon çalışmaları sırasında zemin güçlendirme çalışmalarının denetimli olarak yapılmasına da dikkat edilmelidir.

 

Boğaziçi’nin benzeri vadi tabanlarının ve deniz kıyılarının çok eski tarihlerden beri iskân edildiği konusunda çeşitli kayıtlar bulunmaktadır. Ancak yapılan inşaatlar sırasında bölük pörçük ortaya çıkan bu yapı kalıntıları ve yapı elemanları ne yazık ki konunun bürokrasiye intikali sonrası çok uzun işlemlere yol açtığı için bilinçli veya bilinçsiz olarak yok edilmektedir. Devletin bu konuda kolaylaştırıcı tedbirler alması, zorlayıcı hükümler yerine gerekirse bu tür buluntuları ortaya çıkaranları ödüllendirmesi, bu alanlarda yapılan kazıları finanse etmesi, kazı dolayısıyla kaybedilen zaman için zarar görenlere tazminat ödemesi gerekir. Aksi takdirde polisiye tedbirlerle bir yere varmanın mümkün olmadığı, tam tersi tahribe yol açtığı ve geçmişe dair güvenilir bilgilere ulaşmamıza mani olduğu kabul edilmelidir. 

 

KAYNAKÇA

 

Dionysios Byzantios [B] 2010
Dionysios Byzantios, Deniz Yoluyla Boğaz [Çev. E. Özbayoğlu, İstanbul 2010].

 

Dionysios Byzantios [A] 2010
Dionysios Byzantios, Boğaziçi’nde Bir Gezinti [Çev. M. Fatih Yavuz, İstanbul 2010].

 

Carbognano 1993
C. C. Carbognano, 18. Yüzyılın Sonunda İstanbul [Çev. E. Özbayoğlu, İstanbul 1993].

 

Eldem 1994
S. H. Eldem, Boğaziçi Yalıları Anadolu Yakası II [İstanbul 1994].

 

Kömürciyan 1988
E. Ç. Kömürciyan, İstanbul Tarihi [Çev. H. D. Andreasyan, İstanbul 1988].

 

Erzen 1994
A. Erzen, İlkçağ Tarihinde Trakya [İstanbul 1994].

 

Evliya Çelebi 2003
Evliya Çelebi, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, Haz. S. A. Kahraman-Y. Dağlı [İstanbul 2003].

 

Eyice 1976
S. Eyice, Bizans Devrinde Boğaziçi [İstanbul 1976].

 

Gyllius 2000
G. Gyllius, İstanbul Boğazı [Çev. E. Özbayoğlu, İstanbul 2000].

 

Hovhannesyan 1997
S. S. Hovhannesyan, Payitaht İstanbul’un Tarihçesi [Çev. E. Hançer, İstanbul 1997].

 

İnciciyan 2000
G. V. İnciciyan, Boğaziçi Sayfiyeleri [Çev. O. Duru, İstanbul 2000].

 

Janin 1950
R. Janin, Constantinople Byzantine. Développement Urbain et Réportoire Topographique [Paris 1950].

 

Karaca 2008
Z. Karaca, İstanbul’da Tanzimat Öncesi Rum Ortodoks Kiliseleri [İstanbul 2008].

 

Bux-Schöne1933
E. Bux-W. Schöne, Wörterbuch der Antike [Leipzig 1933].

 

Mansel 1938
A. M. Mansel, Trakyanın Kültür Tarihi. [En Esi Zamandan Miladdan Sonra Altıncı Asrın Ortasına Kadar] Edirne ve Yöresi [İstanbul 1938].

 

Oberhummer 1897
E. Oberhummer, “Bosporos”, Realencyclopädie [Stuttgart 1897].

 

Prokopios 1994
Prokopios, Yapılar [Çev. E. Özbayoğlu, 1994 İstanbul].